İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Stalin’in önderliğinde Kızıl Ordu, Hitler faşizmini yerle bir etmiş, dünyaya faşizm ile büyük tehdit oluşturan Naziler yenilmiş, Nazi partisi üyeleri ve Hitler’in destekçileri ABD’nin yardımı ve desteklemesi ile “fareler yolu” olarak da bilinen yol üzerinden Güney Amerika’ya gitmiştir.

Güney Amerika’ya gidenler arasında ilk önce Şili’ye daha sonra ise Santa Cruz’a (Bolivya) 100 km uzaklıktaki Chiquitania’ya yerleşen “Adolf Hitler’in fotoğrafçısı” olarak anılan Hans Ertl’de vardır.

Hans Ertl hiçbir zaman Nazi olduğunu kabul etmeyen ancak Naziler için Hugo BOSS’un ürettiği askeri ceketleri giyen, Naziler için filmler çeken, bütün dostları arkadaşları Nazi olan fotoğrafçı, belgesel yapımcısı, topograf, yazar, kaşif, antropolog ve amatör etnograftır. Hans Ertl, Bolivya’nın inanılmaz güzellikteki doğası karşısında büyülenir ve objektifi ile bunları belgelemeye başlar. Yanında ise en büyük kızı 15 yaşında olan Monika vardır. Monika Ertl.

Monika’nın çocukluğu ırkçı faşistlerin içinde geçmiş ve onlarla büyümüştür. Monika’nın hikayesi ise Naziler içinde büyümesi, babasının en yakın arkadaşlarının -ki biri de yine Güney Amerika’ya kaçan Lyon Kasabı olarak bilinen Gestapo şefi Klaus Barbie’dir- Nazi üyesi olmasına rağmen Bolivya’da başlamıştır. Bolivya’da babasının etkisi ile belgesel çekimlerine katılmış, kadın belgeselcilerin öncülerinden olmuştur. Bu belgesel çekimleri sırasında Bolivyalı belgeselci Jorge Ruiz ile beraber çalışmış, Bolivya’nın insanlarını, halkını tanımıştır.

Bolivya’da bir evlilik yapar Monika, ancak uzun sürmez ve boşanır. Babasının 3 bin hektarlık bir arazi üzerine kurduğu çiftlikte yaşamını devam ettirirken 1967 yılında Monika’nın hayatını tamamen değiştirecek olay gerçekleşir. Ne kadar Nazilerin içinde büyüse de büyük bir hayranlık beslediği Arjantinli devrimci gerilla önderi Ernesto Che Guevara’nın Bolivya dağlarında öldürülmesi onun için yeni bir hayatın başlangıcı olur. Komutan Che’ye hayranlığını her zaman dile getirmiş, küçük kardeşi Monika için Che’nin ne ifade ettiğini anlatırken “Che onun için tanrı gibiydi” demiştir.

Monika kararını vermiş ve artık Che gibi savaşmayı tercih etmişti. Che gibi Bolivya dağlarında olması gerektiğine inanıyordu. Monika’nın özgürlük düşü, mücadele aşkı ve inancı sonunda babası ile tartışmaları babasının çiftlikten onu atması ile son buldu. Monika artık Bolivya dağlarında bir savaşcı olmaya gidiyordu. Bütün bağlarını koparır ailesi ile.

Ne büyük bir çiftlikte yaşamaktır onun hayali, ne de sadece objektifin arkasında olup biteni çekmektir. Onun özgürlük sevdası her şeyi yeniden kurmaya, aynı komutanı Che gibi eşit, özgür, bağımsız bir dünya özlemi üzerineydi. Komutanı Che gibi o da gerillaya katılır. Artık o eski Monika değildir. Gerilla kampında eğitimlerde yoldaşları ona Aymara dilinde kız arkadaş ya da yerli genç kız anlamına gelen “İmilla” adı ile seslenirler. Devrimci İmilladır artık.

1971 yılında Almanya Bolivya Başkonsolosuğu’na Avusturyalı bir halk oyunları öğretmeni, ekibini Bolivya’ya bir gösteriye götürmek için vize randevusu için gelmişti. Koyu kestane saçları ve masmavi gözleri ile çok güzel, alımlı bir kadındı. Başkonsolos Quintanilla ile görüşecekti. Başkonsolos bu güzel kadını ayakta karşılamıştı.Avusturyalı genç öğretmen Başkonsolosa bir fotoğraf uzattı. Bu fotoğraf Monika’nın komutanı Che’nin öldürüldüğü zaman başında leş kargaları gibi poz verenlerin fotoğrafıydı. Che’nin başında duran adamı gösterip “Bu sizsiniz değil mi” dedi ve 3 el ateş etti Quintanilla’ya. CİA tarafından özel yetiştirilmiş, Che’nin öldürülmesini ve daha sonra ellerinin kesilmesinin emrini veren Albay Roberto Quintanilla Pereira’yı, Che’nin ellerinin yeniden hayat bulduğu Monika cezalandırıyordu şimdi. Adaletin elleri binlerce kilometreler aşıp, okyanusu geçip, günlerce, aylarca bekleyip Che’nin katili Albay Roberto Quintanilla Pereira’yı buluyordu. Monika neden başkonsolosu cezalandırdıklarına dair ELN’nin (Ulusal Kurtuluş Ordusu/Kolombiya) üzerinde “Victoria o muerte (Zafer Ya da Ölüm)” yazan bildirisini bırakıp çıkıyordu. Bir de dikkatlice bakıldığında üzerinde “Fidel” imzası olan ipekten kırmızı bir kumaş.. Quintanilla’dan geriye iki fotoğraf kalıyordu. Biri Che’yi öldürdükten sonra diğeri kendisinin ölüsü…

Eylem sonrası Akbaba sürüsü komutanı Che’nin peşine düştükleri gibi Monika’nın peşine düşüyorlar. Amerikan gazetelerinde manşetten fotoğrafları veriliyor. Her yerde Monika’yı arıyorlar. Sadece Almanya’da değil neredeyse bütün Avrupa kıtasında, Güney Amerika’da her yerde Monika’nın izini ararlar. Nereye baskın yapsalar,nerede arasalar bulamazlar Monikayı. Monika’yı aynı Che gibi halkı saklar bağrına basar.

Monika’yı eylemden iki yıl sonra babasının arkadaşı Klaus Barbie’nin kurduğu bir Nazi pususu ile katlederler. Che gibi onun da mezarının nerede olduğu bilinmez ancak Che gibi milyonlarca insanın kalbindedir Monika.

Günümüzde de Monika hala yaşıyor hala nazlı nazlı Elif gibi halkın içinde adalet peşinde olmaya devam ediyor. Çünkü biliyor ki “Halkın Ekmeğidir Adalet”. Çünkü yapılan onca katliamın, öldürülen gencecik insanların, çocukların ahıdır Adalet.. Yoldaşlarının, kardeşlerinin hesabıdır Adalet…