Gerçeklik ile toplum arasında, kritik bir yerde durur gazeteci; bundan dolayı da toplum ve gerçeklik arasındaki ilişkinin nasıl olacağını önemli ölçüde etkiler. Olgular, yaşanan gerçekliktir. Algılar ise o gerçekliğin hangi bağlama oturtulacağı, nasıl çözümleneceği ve topluma “ne” olarak verileceğidir. Bir gerçeğin topluma sunuluş biçimi, toplumda yaşanan gelişmeler üzerinden yeni hareketlilikler oluşturabilir. Bir gazetenin manşeti, bir televizyon kanalının haberi o gün tüm ülkenin gündemini belirleyebilir, insanları harekete geçirebilir. Bu sebeple bir olayın nasıl haberleştiri-lip halka ulaştırıldığı önemlidir.
Haberciler, ilk toplumlardan bu yana tarihin tanığı olmuştur. Tanıklık eder ve tarih için müsvedde tutarlar. Dolayısıyla hem kamuya hem de tarihe karşı sorumlulukları vardır. Firavunların, kralların, sultanların efsane yazıcıları vardır. Halkların ise habercileri.
Kitle iletişim aracı olarak tanımlanan basın-yayının kapitalizm koşullarında iktidarlarla olan çıkar bağları bu basın yayın kuruluşlarının toplumu ilgilendiren haberlerde taraflı davranarak gerçekleri halktan gizlemeye hizmet eden bir habercilik politikası izlemelerine neden olur. Basın kuruluşları söyledikleri gibi en doğru, en gerçek haberi halka ulaştırabilirler mi? Medya kuru-
luşları belli tekellerin elindedir ve bu tekeller kendi çıkarları doğrultusunda algı oluşturmaya çalışırlar. Egemenlerle kol kola olan bu kuruluşlara ait televizyon, gazete, radyo veya haber sitelerinde gerçeğe olduğu gibi ulaşmamız çok zordur. Oysa haberciliğin belli değerleri vardır.
Halkı bilgilendirmeye çalışan bizleriz ancak iktidarın ve medya patronlarının iki dudağı arasında habercilik yapıyoruz. Ola ki çalıştığımız kurum çıkarına ters söz söyleyelim, iktidarı eleştirelim tehditler alıyoruz. Yetmiyor işimize son veriliyor, olmuyor gözaltına alınıp, tutuklanıyoruz, haber peşinde koşarken ölüyoruz, öldürülüyoruz. İktidarlarını devam ettirebilmek için bizim yaptığımız haberler üzerinden halkı aldatmaya, kandırmaya çalışıyorlar. Ülkeyi kasıp kavuran tüm halkı ilgilendiren haberleri sansürlüyor, onlar hakkında konuşmamızı yasaklıyorlar. Dilimize kement takmak, kalemimizi kırmak istiyorlar. Her şeyin ötesinde emeğimiz üzerinden bu kadar kirli politikalar geliştirilirken, çoğu zaman emeğimizin karşılığını da alamıyoruz. Bir garantimiz yok, her an işten çıkarılabiliyoruz. Mesleki haklarımız çok geri, mesleki koşullarımızdan memnun değiliz. Tüm halk gibi biz de azgın sömürüden payımıza düşeni alıyoruz. Haklarımızı korumak için örgütlenemiyoruz, sendikalaşmak yasak. Bir sendikaya üye olduğumuzda işten atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyoruz. Onca soruna rağmen medyayı ayakta tutan bizler haber olamıyoruz.
Peki, ne yapacağız? Haberlerimizin iktidarların çıkarlarını korumasına izin mi vereceğiz? Adaletsizliklere ve haklarımızın gasp edilmesine göz mü yumacağız?
HAYIR!
İşten atılmalara, görev yaparken dövülmelere, sessiz sedasız ölümlere izin vermeyeceğiz! Üniversitelilerden, stajyerlere, amatör gazetecilerden, profesyonellere, eskiden yeniye, deneyimli deneyimsiz basın-yayın alanında nerede kim varsa bir araya gelecek ve örgütleneceğiz. Gerçekleri olduğu gibi halk yararına alternatif alanlarımızı ve olanaklarımızı yaratarak anlatacağız. Üreteceğiz, doğruya sahip çıkacağız. Emeğimize sahip çıkıp faşizme karşı gerçeği savunacağız. □

İletişim: 0536 585 14 60
basinemekcileri@googlegroups.com