ingilizce’de “Journal”, gazete ve dergi anlamını taşıyor. “Journalism” gazetecilik ve “Joumalist” ise gazeteci anlamında. Bizdeki gazeteci yazarların muhbirlikleri- ne yıllardır tanık olduktan sonra, ister istemez Arapça’ya da bir göz atıyoruz. “Muhabirin, haberler veren anlamını görüyoruz. Dilimizde hainlere, itirafçılara karşı kullanılan bazı sözcükler var: “Jurnalci, jurnallemek, ihbara, muhbir, haberci, haber ulaştıran, imzasız mektuplarla ihbar eden, vb.”

Bu yazıya böyle bir girişten sonra, bizdeki muhbir gazete muhabirleri ya da jurnalci gazetecileri ibretle sergileyebilme yürekliligini gösteren “12 Eylül Basınının ikinci Yüzü KALEMLERiN iHANETi” adlı kitap üzerinde durmak istiyorum.

Bu kitap; daha önce “BiZ BiR AiLEYiZ” adlı kitabıyla, Cumhuriyet Gazetesi’nde olup bitenleri başarıyla kamuoyuna yansıtmış Zeki SARAL’ca kaleme alınmış. 176 sayfalık kitap, Yurt Kitap Yayın’ın 38. kitabı.

Kitapta gazeteci yazarlar iki kategori de ele almıyor. Bunlardan birincisi ‘ilerici kisveli gazeteci yazarlar’ olarak adlandırabilecegimiz CUMHURiYET, MiLLiYET gibi gazeteci yazarları; ötekiyse ‘gerici gazeteci ve yazarlar (yagdanlık sürüsü!)’ diyebilecegimiz TERCÜMAN ve HÜRRiYET gibi gazetelerde çalışan gazeteci yazarları kapsıyor.

Ben bu yazımda, çogunlukla birincisi üzerinde duracagım. Çünkü ikinci kategorideki dalkavukların, kimlerin yanlarında oldukları apaçık bellidir. Onlar, burjuvazinin sınıfsal çıkarlarına hizmet etmekte bir birleriyle yanşan zavallılardır!

Bir yanda ilhan Selçuk, Nadir Nadi, Ugur Mumcu, Hasan Cemal, Oktay Akbal, Yalçın Dogan, Cüneyt Arcayürek, Teoman Erel, Sami Kohen, Yılmaz Çetiner, Metin Toker, Örsan Öymen, Refik Erduran, Mümtaz Soysal, Emin Çölaşan, Meh- met Barlas ve Çetin Emeç; öte yandaysa Rauf Tamer, Ergün Göze, Burhan Felek, Ahmet Kabaklı, Mukbil Özyörük, Bedii Faik, Güneri Civaoglu, Nazlı Ilıcak ve Oktay Ekşi!..Bir de Cumhuriyet ile Milliyet’in başyazıları. Ayrıca, Cumhuriyet’te “Olayların Ardındaki Gerçek” köşesinde yazılanlar!..

Alıntıların en çok oldugu kişiler; Ugur Mumcu, Oktay Akbal, Nadir Nadi. Bu arada, kitabın yazan bazı gazeteci yazarlara deginmemiş! Çetin Altan’ın o ünlü dengesiz incilerini unutmuş! Sonra Müşerref Hekimoglu’nun, Evren’e sanat ve kültür konusundaki uyaroglu övgüleri gözünden kaçmış! Bir de Mustafa Ekmekçi’nin, Evren’i sevimli gösteren satır aralan üzerinde durmamış!

Bir başka konu da; öteki yayınlarında gösterdigi güzel özeni, bu kitapta pek gösterememiş yayınevine, dostça eleştiriler. Bazı dizgi yanlıştan ve dil bozukluktan, bu önemli kitaba gölge düşürüyor! Özde eleştiriye ugrayan yukarıda adlan geçen gazeteci yazarlar, sonra kalkıp kitapla ilgili biçimsel eleştirilere kaçarak, kendi gerçek kimliklerinin hesabından sıyrılmayı deneyebilirler! Kitabın kısa sürede yapılacagına kesin gözle baktıgım ikinci baskısında, daha özenli bir düzeltmenin yapılarak bu olumsuzlukların giderilecegine de ayrıca inanıyorum. Bunu küçük bir kusur olarak görüyorum.

Kitapta 13 Eylül 1980 ile 1 Kasım 1985 tarihleri arasındaki gazete yazılarından yapılan alıntılar çok çarpıcı! Bunlardan en çarpıcı olanlan buraya aktarmak istiyorum:

UĞUR MUMCU:

“Silahlı Kuvvetlerin, emir komuta zinciri içinde yönetime tümüyle el koyması yagmurun yagması gibi dogal bir olaydır!..”

“Evet, kimsenin kimseye söyleyecegi bir söz yok: Bu sonuç sürpriz degildi, bekleniyordu…”

“Türk Silahlı Kuvvetleri, çok partili yaşama adımımızı attıgımız günden bu yana oluşagelen olaylar karşısında hiçbir zaman sürekli ve kalıcı bir askeri yönetim kurmayı düşünmemiştir. Bu tutum degeri çok sonra anlaşılacak bir büyük güvencedir…”

“Nitekim, çok yerinde bir kararla, Orgeneral Evren’in Devlet Başkanlıgı’nı üstlendigi açıklanmıştır…”

“Evren’in açıklamalarından iyice anlaşıldıgına göre ve Türk ordusunun geleneklerine uyarlı biçimde, 12 Eylül Harekâtı, asla bir kan davası gütmemektedir…”

“Bu düşüncelerle Adana’da sol görüntülü teröristlerce alçakça şehit edilen Tank Yüzbaşı Bülent Angın’ı rahmetle ve saygıyla anıyoruz…”

“Biz bu yasaklara, bu sınırlamalara uyuyoruz. Fakat Tercüman Gazetesi, bu yasaklan, her gün göz göre çignemektedir… Sag basındaki arkadaşımıza bu köşede bir ricada bulunalım:”

“Bu da basında “haksız rekabet”e yol açıyor…”

“Bunca deney ve bunca acılardan sonra, hele şu geçiş döneminde yapay gerginlikler yerine, yapıcı ve kalıcı barışçı duygulan egemen kılmak, hepimizin evet, hepimizin ortak görevi olmalıdır…”

“italya’daki “pişmanlık yasası’nın bir inceleme konusu yapılmasını ve terör suçlan ile ilgili böyle bir yasanın bizde de kabul edilmesini öneriyoruz…”

Zeki SARAL’ın yorumundan bazı satırları aktarmak istiyorum:

“Ama sayın Mumcu, emniyetin katlarından ayagı kayarak düşüp ölen ya da intihar etti denilerek öldürülen insanların durumlarını, 12 Eylül Cuntası tarafından kabul edilerek açıklanan İŞKENCE olaylarını; Mamak, Diyarbakır, Metris ve diger cezaevlerinde yaşanan ve mahkeme kayıtlarına geçerek belgelenmiş olayları; avukatların müvekkilleri ile senelerce görüşemediklerini, 12 Eylül Cuntasının yaptıgı yolsuzluktan yayınlamak sizin belgeci gazeteciliginize ters düşmüştür…”

“Ama Mumcu, bunları yazmaz ve görmezken; ilerici, yurtsever, demokrat, sosyalist ve komünistlerin anayasaya hayır demelerini; kampanya açmalarını, uşaklık ve satılmıştık olarak görmesi ve göstermesidir uşaklık ve satılmışlık! Bu uşaklıgın ve satılmışlıgın kimler için geçerli oldugunu halkımız çok iyi bilmektedir. Üstadınız Nadir Nadi’nin bir zamanlar HiTLER için açıkça yazdıgı gibi!..”

“Sayın Mumcu yazının bir yerinde, iş verenlere açık bir anayasa oluşturulmak istendigine deginmiş…”

“Evet sayın Mumcu, öneriniz benimsendi. Çeşitli cezaevlerinde Pişmanlık Yasası’ndan yararlanan itirafçılar çıktı! Eski arkadaşlarını, davalarını, kendilerini tek tek anlattılar! Timlerin önlerine düşüp, sürek avlarına çıktılar! işkencelere bizzat katıldılar! Ahlak olarak o kadar düştüler ki, “itirafçı Koguşları’nda birbirlerine tecavüz eder oldular!.. Bu öneriniz çok tartışma götürür sayın Mumcu!..”

NADiR NADi:

“Ülkemizi ve rejimi düzlüge çıkarmak görevini üstlenen Olaganüstü Yeni Yönetime karınca kararınca yardıma olmayı, biz de başlangıçtan beri vazgeçilmez görevimiz bilmekteyiz. Görev anlayışımız onları yanılgılardan korumaya çalışmaktır…”

“Sıkıyönetim Komutanlıgının geniş yet- kileri vardır. Uygulamada hatalı da bulsak, anlayışla karşılarız. Ama Atatürk’e dil uzatmış olmamızı bize yakıştıran Sayın Komutana yürekten kırıldıgımızı buradan belirtmeden edemedik…”

“Devletimizin başı olarak Sayın Cumhurbaşkanına saygı duymak ve göstermek, elbette görevimizdir. Bu yalnız yasal bir zorunluluk degil, yüzyıllar boyunca kanımıza işlemiş ulusal geleneklerimizin bir geregidir…”

“şunu hemen belirteyim ki, yaşadıgımız koşullar altında ve yakın geçmişimizden edindigimiz deneyimlerin ışıgında birçok yurttaşlarım gibi ben de aşırı parti bollugundan yurdumuza yarar gelmeyecegi kanısındayım…”

“Sayın Bülend Ulusu, gerçekten bir paşa idi. Bugün de paşadır ve tutumu beklenmedik olaylarda degişmezse, adı hep paşa kalacaktır. 12 Eylül’den bu yana üç yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre içinde ülkemiz büyük sarsıntılara ugramadan demokrasiye dogru adım adım ilerleyebilmiş ve bugünlere ulaşabilmişse; bunda Sayın Ulusu’nun katkısını azımsamamalıyız…Giden paşamıza bundan sonraki yaşamında da başarılar dilerim…”

işte böyle ‘gelen agam, giden paşam’ mantıgını ibretle gözlüyorsunuz!..Yoruma pek gerek yok! Çünkü ‘Mal kendini okutuyor!..’

OKTAY AKBAL:

“Atatürk Devriminin yandaştan, erleri, Atatürk ilkelerinin sahipleri böyle bir duruma sürgit göz yumamazlardı elbet. Nasıl 27 Mayıs 1960’da göz yummadılarsa, daha sonraki yıllarda nasıl zaman zaman uyan mektuplarıyla anımsatmaları, iktidarı ellerinde tutanları Atatürk Devriminin yoluna çagırdılarsa bir kez daha aynı kutsal görevi yapacaklardı. Bu kaçınılmaz bir gerçekti. Öyle de oldu…”

“Sekiz ay sonra yönetime el koymak gerekliligini duymuşlarsa, bunda şaşacak hiçbir şey yoktur. Gerekli olan buydu, yapılacak bir şey yoktu…”

“Evet, Sayın Evren çok haklıdır.” “Zaten bize hep askerler getiriyor demokrasiyi ya da ona benzer bir yaşam düzeyini. Telaşlanmaya, sabırsızlanmaya hiç mi hiç kapılmadan…”

iLHAN SELÇUK:

“Eski rejimin suyu öylesine ısınmıştı ki, 12 Eylül’de olmasa bile bir başka günde kaynaması dogaldı. Kentte ve köyde çogu kişi evinin kapısından dışarı çıkamıyor; çıktıgı zaman öldürülecegi korkusuyla yaşıyordu…”

“Ekonomik koşulların yarattıgı toplumsal patlama orduyu eylem zorunluluguna itiyor…”

“12 Eylül Harekâtıyla “Silahlı Kuvvetle- rin yönetime bütünüyle elkoyması” bu bakımdan yadırganmadı…”

“MGK’nın tüm soruları yanıtsız bırak- ması ve yalnız çok partili yönetime koşulların elverdigi en kısa dönemde dönülecegini belirtmesi ANLAYIşLA, karşılanmalıdır. MGK, 12 Eylül Harekâtından 7 hafta sonra “Geçici Anayasa”yı açıklamıştır. Bu hızlı bir yürüyüşü vurgular…”

“Bu alanda toplumun sabırlı olması, sagduyunun geregi sayılmalıdır…”

Zeki SARAL, şöyle sesleniyor Selçuk’a:

“ilhan Selçuk bu yazısını yazdıgında, suçsuz binlerce insan; Mamak, Metris, Diyarbakır, vb. cezaevlerine ite kaka doldurulmuşlardı. Bu insanların içinde suçu sadece Sayın Selçuk’un köşesinin yer aldıgı Cumhuriyet’i okumak olanlar da vardı!..”

CÜNEYT ARCAYÜREK:

“Demokrasi kaldırılmadı…”

“Meseleye dogru ışık tutmak için söyleyeyim: Cumhuriyet’ten Yalçın Dogan, hümanizm perdesi altında belirli merkezlere baglı bu komünist soytarılıklarına baktı ve…”

Hürriyet’ten Cumhuriyet*e geçmiş, sicili (dış kaynaklı) çok belli bu zat, Mumcu’yla birlikte ne güzel bir ikili oluşturuyorlar!..

ORSAN ÖYMEN:

“Darbenin de böylesi görülmüş degil…”

“Türkiye’de yeni yönetim, israil’deki yönetimin tam tersine işkenceyi kınamakta ve cezalandırmaktadır. Tıpkı ispanyadaki demokratik yönetim gibi. Ancak, yine tıpkı Franco ispanyası’nın geleneginde oldugu gibi, 12 Eylül öncesi Türk demokrasisinin geleneginde de “İŞKENCE” vardır. Türkiye’nin siyasal yapısındaki çürümeye yüz tutmuş köprüleri atma ugraşı içindeki 12 Eylül Yönetimi, bu eski alışkanlıklara da “dur” demiştir…”

Zeki SARAL özetliyor:

“Bu işi yapmanın da bir raconu vardır.

6 ay evvelden komutanlarla bir araya geleceksin. Darbenin gücünü belirleyeceksin. Gereken yerlerden gerekli izinleri alacaksın. Ve bir geceyarısı emir komuta zinciri içerisinde müdahaleyi yapacaksın.

Gündüz gözüyle parlamentoyu basıp ateş etmek, dünyanın neresinde görülmüş?..”

CUMHURiYET “OLAYLARIN ARDINDAKi GERÇEK” :

“Başarılı bir uygulama ile 12 Eylül’de başlayan harekâtı, büyük sorumlulukların ve zorlukların bekledigi de açıktır…”

“Her şeyden önce bu işin bir zaman sorunu oldugunu anlamak ve anlayış göstermek geregi açıktır…”

“Böylece Kemalizm’in yeni bir tazelikle gündeme getirildigini de görüyoruz. şimdi Kemalizm’i tam bir aydınlıkla işlemek, anlamım geniş çevrelere iletmeye çalışmak, Kemalizm’le devrimcilik ve demokrasi kavramlarını bagıntılarını açıklamak, fikir ve bilim adamlarının güncel görevi olmaktadır…”

“Devlet ve MGK Başkanı Evren’in önceki günkü konuşması bu bakımdan önemlidir…”

“Hele “mecbur” oldugu için “yönetime bütünüyle el koymuş” iki buçuk aylık 12 Eylül iktidarından eleştiriler karşısında geniş bir hoşgörü beklemek, doga ve toplum yasalarına ters düşen bir mantıktır. Bunun için MGK Yönetimine olaganüstü dönemi aşıncaya dek YARDIMCI OLMAK GEREKiR..”

“12 Eylül Yönetimi, terör ve anarşiye karşı ulusal dirlik ve düzeni saglamak amacında, yansız bir tutumla yolunda yürüyecek kadar geçmiş deneyimlerden yararlanmış görünmektedir…”

“Bu bakımdan sabırsızlık göstermekte yarar yoktur. Demokrasi takviminin uygulanmasında ve Anayasal Düzene dönüşte

Askeri Yönetime yardıma olmak dogal bir işlevdir. Çünkü işleri zorlaştırmak degil, kolaylaştırmakta “sayısız yararlar” bulunmaktadır…”

Cumhuriyet Gazetesi’nde “Olayların Ardındaki Gerçek” başlıgı altında, Nadir NADi ve Hasan CEMAL, vb.nin yazdıkları da herkesçe biliniyor!..

MiLLiYET – BAŞYAZILAR: “12 Eylül’ün Başarısı şarttır…” “Bu açılardan ülkesini seven herkese yeni yönetimin hedeflerine başarı ile ulaşmasına yardıma olması düşüyor…”

“Ama devletin ve demokrasinin saglıgı için açıklanacak görüşlere birbirinden farklı olsalar bile, Orgeneral Evren’in güler yüzü ile bakılmasını bekliyoruz…”

“Milli Güvenlik Konseyi hepsi aynı dogrultuda birleşmiş, üstelik aralarında askeri hiyerarşi olan fedakâr ve kendilerini ülkeye adayan beş komutandan oluşuyor…”

“Devlet Başkanı’nın işaret ettigi bir gerçege yürekten katıldıgımızı belirtmeliyiz…”

YILMAZ ÇETiNER:

(12 Eylül öncesinde, işçilerin işi yavaşlatmalarından, uzun süren grevlerden dert yandıgı yazısından!..)

“Kısa bir süre sonra çok saglıklı, mutlu ve zengin bir Türkiye’nin ortaya çıkmaması mümkün degildir…”

Zeki SARAL, usta bir mizahçı yaklaşımıyla şunları ekliyor:

“Abdülhamit’in yagdanlıkları bile senden insaflıydı!..”

REFiK ERDURAN:

“Basında o ugurda işbirligi yapılmalı…”

“O yöndeki çabalara tüm gücümüzle omuz vermeliyiz…”

MÜMTAZ SOYSAL:

“Türkiye’deki bu rejim, Türkiye bir iç savaşın eşigine yaklaştıgı, Türkiye’nin sokakları yürünmez duruma sokuldugu için istemeye istemeye, büyük bir özveriyle geldi…”

MEHMET BARLAS:

“Evren’i anlıyoruz…”

“Bu bakımdan, eski politik kadrolar da Evren’e yardımcı olmalıdır…”

“Bunu hem biliyorduk, hem de dogru buluyoruz…”

EMiN ÇÖLAşAN:

“Devletin devlet oldugu zaman neler yapabilecegini Mamak Cezaevi’nde yaşadık…”

“Bu yeni düzende disiplinsizlige, lau- balilige, kaytarmaya yer yok…”

ÇETiN EMEÇ:

“Orada, üniformasına efendilik sinmiş demokrasi gönüllüsü bir askeri gücün yönetime el koyması, şaşkınlık yaratır…”

25 ARALIK 1990/MiLLiYET/”EVREN’iN ANILARI”: KENAN EVREN

“Pisi pisine vurulmak istemiyorum. Konsey üyesi arkadaşlara, “Beni ve sizlerden birini öldürürlerse; en kıdemli arkaşlar emir komutayı alır, suikastçı örgüte mensup hükümlü ve tutukluları kurşuna dizersiniz…” dedim…”

“KALEMLERiN iHANETi’nin yazarı Zeki SARAL, burada hesap soruyor:

“Evet Nadir Nadi, Ugur Mumcu, Oktay Akbal, Hasan Cemal, ilhan Selçuk, Nazlı Ilıcak, Oktay Ekşi, Güneri Civaoglu, Metin Toker, Mümtaz Soysal; işte sizlerin Kemalist, Atatürkçü liderinizin söyledigi sözler… Sizler akan kanlan, şampanya gibi içtiniz!..işte desteklediginiz yönetim!..”

“Sizler “Hayır, yazdıklarım dogruydu…” diyorsanız, 12 Eylül ile birlikte, bir gün tarih önünde vereceginiz hesaba hazırlanın…”

“Ugur Mumcu’nun 16 Ekim 1980’deki Çavuşoglu Kozanoglu Hisarbank ve YOLSUZLUK konulu yazısı, Cumhuriyet Gazetesi’nin aldıgı bir milyonluk iki ilan sonucu kesiliverir!..(Cumhuriyet, bir pazarlama şirketi gibi parayı gördü mü, susmasını biliyor!..)

“Özellikle Tercüman Gazetesi ve yazarlarının DiSK’e amansızca saldırısına Cumhuriyet dahil bütün gazeteler sessiz kalmayı yeglediler…”

“Okuyuculara sorduktan masum (!) okur anketlerinin nasıl kullanıldıgını görüyoruz. Cumhuriyet Gazetesi’nin bir ticari kuruluş oldugunu, parayı verenin düdügü istedigi gibi kullanabilecegini unutmuyoruz…”

BEYLER, SiZiN HiÇ YÜZÜNÜZ KIZARMAZ MI?…HiÇ SIKILMAZ MISINIZ?..

BUNLARIN HESABINI VERMEYE HAZIRLANMALISINIZ!…

Evet, “12 EYLÜL BASINININ iKiNCi YÜZÜ KALEMLERiN iHANETi’ni mutlaka okuyunuz. Uzaktan saygı duyar gibi oldugunuz nice gazeteci yazarın iç yüzünü çok net biçimde göreceksiniz!..

Okunmalı ve ibret alınmalı!..