Geldiler
ve çekip gittiler…

Bir ayda iki baskın…
Ne kültür merkeziymiş ama…
Ne Grup Yorum’muş…
Geliyorlar, suç aletlerini kırıyorlar, aletleri kullanan “terörist”leri alıyorlar ve gidiyorlar.
O kadar çok suç aleti, o kadar çok mühimmat varmış ki kıra kıra bitirememişler.
Sağlam kalan müzik aletlerini, pardon; suç aletlerini de kırmak için tekrar gelmişler.
Onlar gittikten sonra elinde bir bağlama, bir pankart Grup Yorum çıkmış yeniden. Hem de o bastıkları, o “kimsenin kalmadığı” kültür merkezinin önünde.
Tüh, yine bitmedi ha…
Bitmedi.
Bitmez, neden biliyor musunuz?
Çünkü halkın yüreğine baskın işlemez. Basarak ezmeye çalıştıkları halkın yüreği, savaş alanıdır zaten Spartaküs’ten bugüne.
Bin yıllardır süren sınıf savaşının son 14 yılında vardır AKP iktidarı. Bizse savaşta ustalaştık, kavgada çelikleştik artık. Nesimi’ydik derimiz yüzüldü, Vaptsarov’duk kurşuna dizildik, Bedreddin’dik dara çekildik, Nazım’dık mapuslarda tanıyıp daha bir çok sevdik memleketimizi.

Grup Yorum’u bitirmeye kalkışan AKP de öğrenecek halkı yenemeyeceğini. Ondan öncekilere öğrettik. Pir Sultan idik öğrettik, Ruhi Su idik öğrettik. Yorum’uz, öğretiyoruz…

Baskın olduğunda dışarıda olan Grup Yorum elemanlarından birinin anlatımı,

“İdil’in basıldığını ve orada bulunan sekiz arkadaşımızın gözaltına alındığını duyduğumuzda hızlıca İdil’e gittik. Köşeyi dönünce karanlığın içinden İdil’in önünde bekleyen yüzleri seçmeye çalıştım. Çok kalabalık görünüyordu. Yakınlaştıkça tanıdık tanımadık dost yüzleri ayırt edebilmeye başladım artık. İlk gelen biz olduğumuza göre bu insanları kim çağırmıştı? Baskının üzerinden henüz iki saat geçmişti, ne ara gelmişlerdi? Ne zaman basın açıklaması örgütlemişlerdi, ne çabuk pankart yazmışlardı… Onlar İdil’in sahipleri, onlar Yorum’un ta kendisi, onlar deryada su kadar çok, onlar Berkin’in ahı kadar haklı. Onlara “halk” deniyor cümle cihanda.

İçeri giriyorum. Her odada işkencedeki yoldaşlarımızdan bir hatıra, her odada tarihsel mirasımızdan bir sembol. Parçalanmış, yerlere atılmış, postallarla çiğnenmiş hepsi. Ekmek koyduğumuz plastik kabı paramparça etmişler, ekmekler yerlere saçılmış. Ekmek teknemize bile tahammül edememişler. Ama ağlamak yok, kahretmek yok. Biz çağırdık çünkü onları sinemize. Adaletsizlik düzeninde adalet için kavgaya tutuştuk ve bütün okları sinemize çağırdık. Büyük öfkemizin ve sevgimizin gücüyle kırdık zehirli okları birer birer. Bugünler geçecek ve bu talanın, yağmanın sahiplerinin adı bile hatırlanmayacak. Kar Makinası ise yol açmaya devam edecek.”

Boşuna değildir sembolümüz olan siluetteki isimsizlik ve resimsizlik. İsimsiz ve resimsiz halk çocuklarıdır Yorum. Halkın sanatçıları, umudun sesidir Yorum.

Sandılar ki sayısal çoğunluğu tutsak edince sesimiz çıkmaz olur, soluğumuz erişmez olur halka. Oysa sayısal çoğunluk dedikleri yedi kişi değil, milyonlardır. Milyonları hapsedebilecek zindanları yoktur onların. Ama bizim milyonlarca evimiz, milyonlarca sahnemiz var. Halkın evleridir Yorum’un evi ve sahnesi.

Daha yedi üyemizin tutsak düşmesinin üzerinden bir ay bile geçmeden İstanbul’da beş konser verdik. Anadolu Halk Koroları’mızdan öğrencilerimizle birlikte konserlere çıkmaya, ezilen halkımızın yanında olmaya, direnen memurları, işçileri, tutsak ailelerini ziyaret etmeye devam ediyoruz. ‘Yorum’u tutuklarlarsa onların öğrencileri olarak biz varız’ diyen Umudun Çocukları Orkestramız derslerine devam ediyor, hızla abilerinin ablalarının yerlerini almak için hazırlanıyorlar. AKP’nin tüm tehditlerine rağmen Yorum’la dayanışma cüretine sahip sanatçı dostlarımız var, konserlerinde bizden bahsediyorlar, bizim şarkılarımızı söylüyorlar, yeni albüm hazırlığımızın içinde doğrudan çalışıyor, emek harcıyorlar. Her gün kafemizden içeri başını uzatıp ‘bir ihtiyacınız var mı?’ diyen halkımız var.

Postacı kapımızı aşındırmaktan yoruldu artık. Her gün bir kaç defa gelip Kandıra F Tipi’nden mektup getiriyor. Biz ne söylediysek biliriz öyle yaşamasını da. ‘Özgürlüğün Ferhatı’yız sevdamız kalmaz yarına. Zindanı da dağları da delip geçen yürek bizim. Dört duvarı yol eyleyip yürümek bizim’ demişiz bir kez. Özgür Tutsaklar Cephesi’ne katılan arkadaşlarımızın sıcak mektuplarından direniş kokusu yayılıyor. ‘Direnişimizin coşkusuyla…’ diye başlıyor her biri. Hapishanede türkü gibi yaşıyor Yorum.
İçerisi de biziz, dışarısı da biziz. Türkülerimiz en önde saldırmaya devam edecek düşmana. Bu büyük aileyi dağıtamayacaklar.

İlgili Yazılar