Hemen hemen hepimiz evimizin için- de bir düşman barındırıyoruz. Evin baş köşesinde veya salonun ortasında öylece duruyor. Evet, televizyon… Bize bir katkısı olmasa dahi hepimizin evlerinde baş köşeye kurulmuş, bel- ki de toplasan evimizde geçireceğimiz iki saatlik zaman dilimini gasp et- mek üzere bekliyor. Kapitalizmin en sadık aracı. Onun içinde bir prog- ramdan bahsetmek istiyoruz size.

“Bu Tarz Benim” Gördünüz mü bu programı? Gerçi duymamak, görme- mek mümkün değil herhalde. Çünkü haftanın her günü yayında. Jüri, sunu- cu ve yarışmacılardan oluşuyor. Yüz- lerce yarışmada olduğu gibi. Yarışma- cılar her gün farklı ‘konseptle’ çıkıyor- lar podyuma. Programa katılan her ya- rışmacının kendine göre hayalleri var. Kimi ev almak için geliyor, kimi Ame- rika’ya gidip kazandığı parayı harcamak istiyor. Ödül ise 100 Bin TL.. Bu- gün 100 Bin TL kolay kolay kazanılmaz biliyorsunuz. Bu parayı kazanmak için yarışmacılara yaptırmadıkları kal- mıyor. Önce o haftaya uygun kıyafet- ler almak için alışverişe çıkıyorlar. Kı- yafet aldıktan sonra da ona uygun makyaj ve saçla geliyor yarışmacı podyuma. Eyvahhh jüri karşısına mı çıktınız.. Şimdi geliyor aşağılamanın, hakaretin bin türlüsü.

İnsanların değerini üzerindeki elbise- lerle, saçlarıyla belirliyorlar. Eğer daha fazla para harcayıp elbise almışsa yarışmacı o jürinin gözünde bir adım önde oluyor. Bu program tamamen gençlerimizi yozlaştırmanın bir par- çası. “Bu da mı olacaktı” dedirten cinsten bir yarışma. “Oranı dön, bura- nı dön, bence sen erkek olsan sana daha çok yakışırdı” diyerek aşağılıyor- lar. Saçına kaynak yaptıran birinin,kaynak yaptırıp yaptırmadığını kont- rol etmek için saçına bakmak isteme- leri, saçını çekerek bakmaları, kızın ağ- layarak kulise gitmesi…

Bir insan bunu nasıl kendine yakıştı- rabilir ki? Bunu kabullenmek müm- kün bile değil. Annesinin babasının ona yapmadığnı, kendini modanın yıl- dızı sananlar yapıyor. Katılanlardan ise en küçüğü 19 yaşında genç bir kız. Ve de en çok konuşulanlardan biri. 19 ya- şında bir kızın geleceğe dair güzel ha- yalleri olabilir. Ama bu düzen onu öyle bir hale getirmiş ki magazine gündem olabilmek için her türlü çir- kinliği yapmasını sağlıyor.

Herkes birbirine karşı açık savaş baş- latmış durumda. Jüridekiler başlı ba- şına tüm yarışmacılara hakaret eder- ken, yarışmacılar da rakiplerine aynı hakareti yapıyorlar. Yani anlayacağınız herkes birbirinin kuyusunu kaz- makta. RTÜK bile aşağılama ve haka- ret içerdiği için cezalar veriyor. Ceza- lar vereceğine yayından kaldırsın. Gencecik kızlarımız bu soytarılara özeniyorlar. Televizyonların başın- dan kalkmıyorlar. Patronların da do- ğallığında işine geliyor çünkü reyting oluyor. Reyting demek de daha faz- la para demek.

Bizim halkımız yoksuldur. Ekmek pa- rası bile bulamayan aileler var Türki- ye’de. Bunları görmezden gelip her-kese diyorsunuz ki kendi tarzınızı ya- ratın. Dekolte elbiseler, yırtık pantolon- lar, dar gömlekler, mini etekler, paha- lı ayakkabılar alın. Kendinize bakın. Ha- yat boş eğlen coş diyorsunuz ya, yok işte bu ülkede doğan her çocuk borç- la doğuyor.

Kimin ne giyeceğine, nasıl yürüyeceği- ne, saçını nasıl yapacağına, nasıl konu- şacağına yarışma jürileriyle karar veri- liyor bu ülkede… Neredeyse anamıza küfredecek kadar yüzümüze bizi aşa- ğılayan, canlı yayınlarda teşhir edenler, rencide edenler, bir meta gibi kul- lanıyorlar…

Yozlaşmaya karşı, kendi alternatifimi- zi yaratmakla başlayacağız işe. Onla- rın “tarzı” hep mahkum olmaya mec- burdur. Halkımızın bunlar gibi soyta- rılara çok güzel bir sözü var: “Nereden geldiğini unutma.” diye. Biz de bunu tekrarlıyoruz yarışmaya katılanlara. Si- zin ne ananız babanız onlar gibi giyi- niyor ne de onlar gibi paraları var. Özünüze geri dönmelisiniz.