Guantanamoyu duymamış olamazsınız. Hani şu “özgürlükler ülkesi” Amerika’nın ünlü işkence merkezi Guan-tanamo. 180 saat uykusuz bırakılan tutsaklarla, çırılçıplak soymalarla, kafaya kukuleta geçirmelerla, kırbaçlamalarla, tecavüzlerle, dışkı yedirmelerle ve daha akla hayale gelemeyecek nice işkence yöntemleriyle anılan Guan-tanamo…2002 yılında açılan Guan-tanamo”da islami örgütlere mensup tutukluların kaldığı ve bu tutuklulara fiziki işkence yapıldığı yaygın bilinen bir gerçek. Camp X Ray filmi ise Guan-tanamo’nun yaygın bilinen yüzünün dışındaki bir yüzünü hatırlatıyor. “Film Guantanamo’yu anlatıyor” dendiğinde, “Şimdi bir sürü işkence sahnesi izleyeceğiz” diye düşünüyor insan. Ama beklenilen kanlı sahneler yok filmde. Tecrit var, psikolojik savaş var… Emperyalizmin kendine muhalif her insana, her örgüte, her ülkeye karşı yürüttüğü te-rörize etme, yalnızlaştırma politikası var. Akıl almaz işkencelerle amaçlananın aslında beyinleri teslim almak olduğunu hatırlatıyor film.
Peter Sattler’in senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı 2014 yapımı Camp X Ray, Guantanamo’nun “Camp Delta” bölümünde geçen bir hikayeyi anlatıyor.
Hikaye, Guantanamo’daki tutsak Ali Amir ile askeri hapishanede gardiyan olarak görevlendirilen kadın asker Amy Cole arasında geçiyor. Ali Amir Alman-
ya’da yaşarken El Kaide üyesi olduğu gerekçesiyle CIA tarafından kaçırılıp Guantanamo’ya getirilmiştir.
Ali’nin Camp Delta’da tutulduğu bölüm, hiç bir şekilde uzlaşmayı kabul etmeyenlerin, direnenlerin tutulduğu bölümdür. Tutsakların dinlerini, kişiliklerini aşağılıyorlar ve her şeye boyun eğmelerini istiyorlar. Bu aşağılamalara boyun eğmeyip kimliğini koruyanları diğerlerine örnek olmaması için ve daha özel bir tecrit uygulamak için ayrı bir bölüme koyuyorlar. Amy Cole ise hayatında değişiklik yapmak isteyen Amerikalı bir kadın. Bu yüzden, Irak’a gitme hayaliyle orduya katılıyor. Ancak umduğu gibi Irak’a değil,Guantana-mo’ya gönderiliyor. Amy, Camp Del-ta’ya geldiğinde Amarikan ordusunun kendisine verdiği eğitimin doğal sonucu olarak tutsaklara tiksinerek bakıyor ve onları terörist olarak görüyor. Amy, Ali’nin bulunduğu hücrenin küçücük mazgalından her gün usanmadan kendisini anlatması ve onların işkenceci olduğunu yüzüne vurmasına başlarda kulak asmasa da, zamanla kendisine öğretilenin dışında bir şeyler anlatan bu adamın sözlerine duyarsız kalamıyor ve onunla gizli gizli sohbet etmeye başlıyor.
Neredeyse filmin tamamını oluşturan Ali ile Amy arasındaki diyaloglar Amerika’nın işkenceci, yalancı yüzünü anlatıyor izleyiciye.
Film boyunca vurgu yapılan bir kaç nokta var. Birincisi; emirlere uymayan tutsağın saat başı hücresinin değişti-rilerek cezalandırılması. Yani uykusuz bırakma işkencesi. Günlerce bir insanı 5-6 saat kesintisiz uykudan mahrum bırakarak beynini sarhoş etmek, düşünemez hale getirmek amaçlanıyor. İkincisi; Kütüphaneden okumak için ki-tap alan tutsaklara, cilt halindeki kitapların son cildi verilmiyor. Hiç bir kitabın sonunu getirmelerine izin vermiyorlar. Üçüncüsü; vardiya şeklinde çalışan nöbetçi askerler bir yıldan fazla kampta kalmıyor. Her yıl eskiler gidip, yeni askerler geliyor. Es kaza, askerlerden biri tutsakların kendilerine anlatıldığı gibi korkunç yaratıklar olmadığını görüp insani ilişki kurmuşsa da, bir kaç ay sonra gidiyor ve yerine, tutsaklara karşı öfkeyle doldurulmuş yeni askerler geliyor.
Bu üç nokta bize şunu anlatıyor aslında; hayatta her şeyi yarım bıraktırılarak dipsiz bir kuyuda olduğun hissettiri-liyor. Sonu merak edilen bir kitap, tamamlanamayan uyku, belirsiz bir gelecek… Bilinmezlikle kafayı yedirtmek istiyorlar tutsaklara. Hayata tutunacak her dalı kesiyor, yaşamanın coşkusunu öldürüyorlar. Fiziki işkenceyle teslim alamadıklarının, sistemli bir politikayla beyinlerini ele geçirmek istiyorlar.
Amerika’nın beyinleri teslim alma poli-tikasını nasıl ince ayrıntıları düşünerek ele aldığını gösteren çarpıcı bir film.

İlgili Yazılar