ık faşizmin kurumsallaştığından bahsederdik ama kimseyi ikna edemezdik. Tarihin garip bir cilvesidir ki, bugüne kadar gelmiş geçmiş en azılı halk düşmanı iktidarlardan biri olan AKP iktidarı, bizim on yıllardır yapamadığımızı başardı! Sistemin apaçık faşizm olduğu artık özbeöz liberaller tarafından bile kabul edilmiş durumda. İşte faşist AKP iktidarının 13. yılında girildi yeni seçimlere ve AKP’nin tek parti iktidarı fiilen sona erdi. Türkiye artık bir koalisyonla yönetilecek bundan böyle…

Genel seçimlerde AKP %41, CHP %25, MHP %16 ve HDP de %13 oy aldılar. Milletvekili sayıları ise şöyle paylaşıldı:

– AKP: 258

– CHP: 132

– MHP: 80

– HDP: 80

Bu tablo hiçbir partiye tek başına iktidar olma hakkını vermiyor, bu yüzden ikili üçlü koalisyon totolar oynanıyor siyaset sahnesinde şu günlerde. Bu satırların yazıldığı dakikalarda koalisyon tartışmaları, tahminleri hala sürüyordu, “Meclis başkanı kim olacak?” sorusunun yine tahmini cevapları ile birlikte…

Türkiye’de çok partili döneme geçişten sonra birçok genel seçim yapıldı ve demokrasicilik oyununun en belirgin göstergesi olan parlamenter sistem (darbeler dönemi hariç) hiç kesintiye uğramadı. “Burjuvazinin ahırı” hiç boş kalmadı yani…

Demokrasicilik oyununun, o on yıllardır süren tiyatro oyununun, yeni perdesi 7 Haziran’da açıldı. Bu perdede de, daha önceki perdelerde olduğu gibi halkların yararına hiçbir şey olmayacak; o ahırda burjuvazinin çıkarları dışında hiç kimsenin derdine çare bulunmayacaktır. Parmaklar yine halk düşmanı yasaların kabulü için kaldırılacak, yine vekiller iş takibi için kulisler yapacak, it dalaşlarının en çirkinleri sergilenecek, küfürler havalarda uçacak… Ahırda bugüne kadar neler yapılmışsa yeni ahırda da aynı şeyler yapılacak.

Bu yılki mecliste “orijinal” tek şey, kendisini “sol” olarak gören, gösteren, göstermeye çalışan bir partinin 80 milletvekili ile meclise girmesi olmuştur. HDP Kürt milliyetçileri ile Türkiye “sol” hareketi/geleneği içerisinde bulunan irili ufaklı onlarca parti, örgüt, dergi çevresi, dernek tarafından kurulan, motor gücünü Kürt milliyetçilerinin oluşturduğu bir parti. Her ne kadar herkesin eşit koşullarda söz ve karar hakkının olduğu söylense de, pratikte Kürt milliyetçilerinin tek belirleyici olduğu, HDP’nin stratejisinin bu güç tarafından belirlendiği, içerisinde yer alan tüm siyasi yapıların da bu durumu büyük bir bağlılıkla, vefayla, boyun eğmişlikle kabullendiği ortada. Bu bir yorum veya tahmin değil, tamamiyle gerçeğin ifadesidir. HDP, Türkiye solunun önemli bir parçasının düzene yedeklenmesi, içlerinde birazcık da olsa var olan tüm devrimci dinamiklerin yok edilmesi için tabiri caizse laboratuvarlarda üretilmiş bir projeydi ve hedeflerine de büyük oranda ulaştığı söylenebilir. Geçmişin “anlı şanlı”, “silahlı külahlı” örgütleri, Kürt milliyetçilerinin dümen suyuna girmiş, ideolojilerini bir kenara koyarak kraldan daha fazla kralcı bir tutum takınarak, kendi cenazelerini kendileri kaldırmışlardır. Çok ironiktir ki, meclise “burjuvazinin ahırı” diye diye siyaset yapmış, yasal partiyi, yasalcılığı, parlamentarizmi lanetlemiş, meclisi halkın umutlarının mezarlığı olarak görmüş onca örgüt bugün milletvekili sıralarında oturacaktır. “Değişen ne?” diye sormanın bile anlamsızlaştığı bir yerdeyiz.

“Sol” adına neler yapıldı bugüne kadar bu topraklarda, say say bitmez. Devrimciler birbirlerini vurdular “ideolojik savaş” diyerek. Birlik değil ayrılık örgütlendi, herkes kendi tekkesinin bekası için savaştı, ülkenin ve halkın çıkarları bir yana itildi. Dostluklar değil, düşmanlıklar örgütlendi. Emperyalizme ve faşizme karşı birlikte mücadele etmek yerine;, siyasi hazımsızlığın ve ideolojik yetersizliğin sonucu olarak, adına “sol içi çatışma” denilen ucube örgütlendi ve yüzlerce devrimci bu “çatışma”da katledildi… Şimdi de sol adına “parlamentarizm” örgütleniyor; halkın umutları meclis sıralarına gömülmek isteniyor, düşmanla uzlaşma kültürü geliştiriliyor. Düzenin krizini derinleştirmekle görevli olması gereken sol, Kürt milliyetçilerinin peşine takılarak oligarşinin krizini çözmek için canhıraş bir çaba içerisine giriyor.

Kendisini “Marksist, Leninist ve dahi komünist” olarak adlandıranların kurduğu yasal partinin genel başkanı iken, HDP projesine canı gönülden katılmayı görev bilerek kendi partisinden istifa edip HDP’ye eş genel başkan olanların TÜSİAD başkanı ile tokalaşırken çekilmiş fotoğrafı, “sol” adına bir utanç belgesidir. Oligarşinin kaymak tabakasının şefiyle tokalaşıp can ciğer kuzu sarması görüntüler sergileyenler; daha dün devrimcilerle insani ve siyasi tüm ilişkilerini kesen, Çağlayan Adliyesi’nde polis tarafından katledilen Şafak ve Bahtiyar’ın cenazelerine zinhar katılınmaması için parti genel merkezinden tüm kitlesine talimat yağdıranlardır. Zaten hep öyle olur; devrimcilerden uzaklaşanlar düzene yakınlaşır, devrimcilere düşman olanlar halk düşmanlarıyla dost olurlar, devrimden uzaklaşanlar düzene teslim olurlar…

Bizim gibi ülkelerde, yani faşizmle yönetilen yeni sömürge ülkelerde parlamentonun görevi; demokrasicilik oyununun figüranlığını yapmak, halkın düzene olan öfkelerini dizginlemek, kurtuluş umutlarını meclis sıralarına gömmek ve burjuvazinin çıkarları için yasalar çıkarmaktır. Bundan başka bir misyonu yoktur. Var olduğunu söyleyen, kesin ve apaçık söylüyoruz ki yalancıdır! Halkın gözlerinin içine baka baka yalan söylemektedir! Evet 7 Haziran’da meclise girenler, seçim öncesi “Halkın iktidarını kuracağız” derken yalan söylemişlerdir, parlamentoda halkın sorunlarını çözeceğiz derken de… Bu parlamento 80 yıldır var, hangi gün halkın bir sorununu çözmüş de şimdi çözecek? HDP’nin meclise girmesinin “yeni” bir tarafı da yoktur aslında, bu meclise en az HDP kadar “sol” olan Türkiye İşçi Partisi de 15 milletvekili ile girmiş, mecliste bulundukları zaman içerisinde hiçbir şey yapmamış, yapamamış, üstelik dayak bile yemişlerdir. Ki HDP, önceli olan partilerle birlikte 1991’den beri üçerli-beşerli-onarlı olmak üzere bu meclistedir. Halk yararına ne yapmışlardır, ne yapabilmişlerdir? Zaten milliyetçi hislerle hareket edip, çıkarları neredeyse orada konuşlanmış, kendilerine yapılan saldırılara dahi cevap vermemiş, meclis içinde bulundukları dönemler boyunca siyasi iktidarların payandası olmaktan öteye geçmemişlerdir. Şimdi de, “kırmızı çizgilerimiz olmayacak” diyorlar, “kriz yaratan değil kriz çözen olacağız” diyorlar… Gelinen nokta budur, bugün de böyle olacak, bundan sonra da kafa parlamentarizm ile dolu olduğu için böyle olmaya devam edecektir.

Sonuç olarak;

Seçimler oligarşinin demokrasicilik oyunun bir parçasıdır, bu oyuna katılanlar oligarşinin dümen suyuna girmiş demektir. Parlamento, halkın zulüm düzeninden kurtuluş umudunun yok edildiği burjuvazinin ahırıdır. HDP ve onun çatısı altında siyaset yaptığını sananlar, meclisi kendilerine tek hedef olarak belirlemiş, siyaseten bittiklerini ilan etmiştir. Bütün bunlarla birlikte değerlendirdiğimizde, 7 Haziran seçimlerinin Türkiye’nin ezilen halkları yararına hiçbir şey getirmeyeceği çok açıktır. Umut ahırlarda değil kendimizdedir. Umut uzlaşmada değil mücadelededir. Umut türkülerde, umut halktadır!

İlgili Yazılar