Sanat varolalıberi bir yanda yaratım sancıları ile boğuşurken öte yan- dan da kaynak konusu aynı ağırlık- ta gündeminde yerini korumuştur.

Sanatçı ne yaratacak? Nasıl yarata- cak? İdeolojik, estetik ve maddi kay- naklarını nereden ve nasıl alacak? Sınıflı toplumlarda egemenler sa- natın toplum üzerinde etkilerini gördükçe sanata bir yandan kay- nak yaratmaya çalışırken öte yan- dan da kendi ideolojik ve estetik se- çimlerini sanatçıya dayatmışlardır. Sanatçı kaynak ve ideolojik, estetik da- yatma karşısında adeta “kırk katır, kırk satır”cenderesinin ortasında kalmıştır. Egemenden alıp ona karşı bir sa- nat yapmak uzun vadede müm- kün değildir. Egemenler sanata ve sanatçıya hoşgörüden lafta söz ederken pratikte kendi düzenleri- ni hedef alan her türden sanata sa- vaş açmaktan geri durmamışlardır.

Ülkemizde Osmanlı döneminde muhalefet eden sanatçı ağır be- deller öderken cumhuriyetin yüz yıla yaklaşan pratiği de muhalif sanatçının kaderinin pek farklı ola- mayacağını   ortaya   koymuştur. Otuz yıl önce ülkemizde tiyatrolara devlet yardımı gündeme geldiğin- de ülke 12 Eylül günlerini yaşıyordu. Ülkede yedi bin kişi için idam is- tendiği günlerde devlet   tiyat- roya, sinemaya giderek sanatın tüm alanlarına destek sunuyordu. Tiyatro alanında yardımla ilgili top- lantılarda genel söylem “para vere- cekler ama hiçbir şeye karışmayacak- lar” çevresinde dönüp dolanıyordu. İlk toplantılarda “her topluluk bir dosya kağıdına topluluğunu tanı- tan bir yazı yazsın bu yeterli olacak- tır” denirken süreçte yardım almak için dev bir bürokratik dosya hazır- lama şartı sanatçıların önüne dikildi. Önceleri tiyatrolara verilen destek rakamları sembolik düzeylerde ka- lırken yardım rakamlarının yüksel- mesiyle toplulukların devlete öde- me rakamları da büyümeye başladı.

Devlet adeta bir eliyle verdiği parayı bir başka eliyle geri almaya başladı. 1917 Ekim devrimi sonrası yeryü- zünün birçok alanında egemenler sistemlerini ayakta tutmak adına sanata, eğitime ve sağlık alanlarına parasal destek yapmaya koyuldular. Özellikle dünyanın devrim dalga- larıyla sarsıldığı dönemlerde ege- menler bu alanlara parayı adeta yağdırdılar. Kimi ülkeler bu desteği dağıtacak köklü kurumlar var ettiler. Sistemden pay alanlar içinde artık sanatçılar da vardı. Ezilenler zor ko- şullarda yaşarken sistemden pay alan sanatçılar egemenlerin sun- dukları kimi “nimet”lerin içinde ya- şamaya ve   üretmeye   başladılar. Bu durum sistem içinde muhalif bir duruşu olsa da son tahlilde siste- min yanında olma durumunda olan garip bir sanatçı modelini türetti.

Ülkemizde de devletin sanata des- teği sistem karşısında kanıyla canıy- la savaşa girmiş sanatçı yerine bir yerde sistemden az da olsa pay alan sonuç olarak da sistemle yaşanan büyük kapışma anlarında geri du- ran bir sanatçı türünü ortaya çıkardı. Egemenler bir Nazım Hikmet gibi, bir Yılmaz Güney gibi karşılarına dikilmiş onları kitleler önünde zor durumda

bırakan sanatçı modelleri yerine sis- temle belli bir düzeyde parasal ilişkisi olan egemenler kadar olmasa da sis- temden kimi paylar alan, ortalık kızış- tığında küçük bir uyarı ile “dur” diyebi- lecekleri bir sanatçı güruhu var ettiler. Sanata devlet desteği sistemle dirsek temasında olan sanat ör- gütlenmelerini de ortaya koydu. Sanatçıları temsil eder görünen kimi tabela örgütlerinin yönetimin- de kümelenen “sanatçı”lar devletle, sermaye çevreleriyle bu kurumlar aracılığıyla ilişkiler kurdular. Kimi fonlardan büyük paralar bu kurum- lar aracılığıyla sanat alanına akıtıldı.

Süreçte devlet ve sermaye desteğiy- le yaşayan dolayısıyla izleyici des- teğine pek de gereksinimi olmayan bir sanat eylemi ortaya çıkıverdi. Plastik sanatlarda sergiler açılıyor, müzik alanında konserler veriliyor ya da gösterişli tiyatro oyunları sah- neleniyor ancak bunlar bir sanatsal etkinlik olmaktan çok devletin bir gövde gösterisi ya da bir sermaye çev- resinin reklam kampanyasının par- çası olmaktan öteye bir şey değildi.

Büyük emperyalist ülkelerde devlet ya da sermaye desteğinde türetilen devletin sermayenin ideolojik aygıtla- rınca şekillendirilmiş bir sanat da bu süreçte boy göstermekte gecikmedi. Ülkemizde tiyatro alanına 12 Ey- lül sürecinde yapılan para yardımı da benzeri etkileri ortaya koydu. Sanat alanına soyunanlar kendi iz- leyicilerini varetme, sanatlarını ge- niş kitlelere götürme yerine dev- let ya da sponsor desteğinde bir sanat türetip belli bir çevrede et- kinliklerini kotarıp sunuyorlardı. Süreçte kendi izleyicisine yabancılaş- mış, egemenlerin desteği peşine ta- kılmış büyük bir sanatçı kitlesi türedi.

Devlet ya da sermaye bunlara deste- ğini verip kimi özgürlük alanları su- narken kırmızı çizgilerini de zaman za- man göstermekten geri durmuyordu. Devlet ve sermaye desteğinde önce sanat   ürünleriyle   başlayan   süreç bu çevrelerin desteğinde büyük sa- nat festivalleri ve ödüllerini de pe- şinden sürüklemede gecikmedi. Ülkenin kimi alanlarında büyük sa- natsal festivaller yapılıyordu. Bu fes- tivallerin yöneticileri devletten ve sermaye çevrelerinden desteklerle ceplerini dolduruyor ortada da gös- termelik bir işler dönüp duruyordu.

Kimi sanatsal ürünler görkemli tö- renlerle ödüllendiriliyor ancak bu da yine aynı kirli oyunların bir par- çası olmaktan öteye işler değildi. Süreçte sanat alanında varol- manın bir ön şartı da o alanlar- da boy göstermek o kurumlardan ödül almış olmaktan geçiyordu. 1991’de dünya   çapında   sosya- list ülkelerin çöküşü ile devlet sağlık, eğitim ve sanat alanların- dan desteğini çekmeye koyuldu. Devlet ve egemenler artık bu alanlarda bir   “hakkaniyet”   için- de görünmek zorunda da değildi. Sanat alanına devlet ve serma- yenin desteklerini sunanlar açık- ça ve yüzsüzce “benim borazanım     olacaksan     gel”   diyorlardı.

Ülkemizde de AKP iktidarı ön- celeri sanat alanında destek su- narken belli bir hakkaniyet için- de görünmeye çalışırken son yıllarda açıkça kendi yandaşı olmayan sanatı dışlamak üzere harekete geçti. Önce sanat kurumlarını kendi maşası olmaya aday yöneticilerle idare et- meye çalışan AKP iktidarı süreçte bu kurumları da sunacağı destekleri de toptan yok etmek üzere kolları sıvadı. Gezi sürecinde kimi tiyatro örgütlen- melerine parasal desteği kesen AKP ardından TÜSAK yasası ile de kendi çatısı altında varolan sanat kurum- larını toptan yok edeceğini ilan etti.

AKP’nin bu saldırgan tutumuna kar- şı yapılan bir dolu toplantıda yapılan tartışmalarda da ortaya konulan öner- melerde ortaya iki ayrı bakış açısı çıktı. Bunlardan biri; son otuz yıldır devlet desteğiyle kendini var etmiş sanat kurumları devlet ve sermaye ile bir uzlaşı yolu arıyor. Geriye kalan küçük bir kesimse sermaye ve devlet des- teğine karşı durup kendi izleyicisiyle bütünleşerek ayakta kalmak istiyor. Bu yıl tiyatrolara devlet desteği- nin toplam dört milyon lira civa- rında   80   profesyonel,   35   çocuk

oyunu, 68 amatör ve 44 geleneksel olmak üzere 227 özel tiyatronun projesine dağıtılmasına karar verildi. Bu topluluklar içinde Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu, Ankara Sanat Ti- yatrosu, Ferhan Şensoy’un Ortaoyun- cular, Zafer Diper’in Bizim Tiyatrosu, Yaşar Gündem’ in Samsun Sanat Ti- yatrosu gibi bir dolu topluluk yok. Bu topluluklardan bir kısmı yar- dım   için   başvuru     yapmadı- lar bir kısmı ise başvuru yap- tıkları   halde   yardım   alamadılar.

Geçen yıl yardım sonrası büyük bir gürültü patlamışken bu yıl ti- yatro çevrelerinde bir sessizlik var. Topluluklardan kimileri parasal yar- dım olmayınca yeni bir proje üretme- di ve ucu belirsiz bir beklemeye geç- ti. Kimileri AKP dümen suyunda işler yapmanın yollarını arıyor. Kimileri de çoktandır ihmal ettiği izleyicisiyle ye- niden yan yana gelme derdine düştü.

Şimdi   muhalif   tiyatro,   şapkası- nı önüne koymak zorundadır. Kısa vadeli günü kurtaracak bir yol önünde kalmadı. Son otuz yılda devlet ve sermaye desteği peşin- de koşmanın da sonuçları ortada. Sanat alanında söyleyecekleri bir söz varsa şapkayı önlerine koyup düşün- menin ve izleyicileriyle el ele verip zorlu yollardan yürümenin zamanıdır.

Eski, tükenmiş bir ideolojik ve es- tetik yaklaşımla yürünecek bir yol da kalmamıştır. Yeni yaratımlara, buluşlara, izleyiciyi yeniden par- lak düşüncelere götürecek yol ve yöntemlere gereksinim vardır. Yürünecek yol oldukça zor ama dövüştükçe, ilerledikçe aydın- lanacak   karanlıklara   gebedir.

İlgili Yazılar