Havaya kalkan kollar hızla inerken aşağıya, oraklar savuruyor başakları bir diğer yana. O incecik parmaklar dokuma tezgahında bir sırayı daha dokuyuveriyor çabuklukla. Okul sıralarında onlarca çift göze aynı sevgiyle bakan göz, bez, kepçe, kalem tutan eller de onların. Belki yaşlılıktan buruşmuş belki de soğuktan, sudan kurumuş yarık yarık veyahut yara bere içinde o nasırlı halbuki ince narin eller öpülesidir. 8 Mart işte onların günüdür, emekçi kadının…

8 Mart, 1857’ de New York’ta bir dokuma fabrikasında tekellerin azgın sömürüsüne karşı sürecin en kitlesel grevini örgütleyen cüretkâr kadınların, polis saldırısı sırasında fabrikada çıkan yangında kilitli kapılar ardında diri diri ya- kılarak katledilen 129 kadının günüdür. 8 Mart üreten, direnen kadının günüdür.

Burjuvazi her 8 Mart’a yaklaştığımız süreçte kadın cinayetlerini, kadına nelik şiddeti gazetelerin ilk sayfalarına, haberlerin en başına koyuverir. Propaganda yapabileceği yeni bir alandır 8 Mart. Kadının ne kadar değerli ve önemli olduğu üzerine söylevlerde bulunanlar değil midir kadının emeğini azgınca sömüren? Cani, katil dediklerini yaratanlar kim? Bugüne kadar belki yalnızca korku filmlerinde gördüğümüz cinayetleri işleyenleri kimler yüttü?

Özgecan yaşanan binlerce örnekten yalnızca biri. Alibeyköy’de tecavüz edilen 18 aylık bebek, Mardin’de 28 kişi tarafından tecavüze uğrayan 13 yaşındaki N.Ç. hafızalardadır hala. N.Ç. bu ülkedeki adaletsizliğin en belirgin örneklerinden biridir, tıpkı Berkin, Hasan Ferit gibi…

Sokak ortasında dövülen, bıçaklanan, evde cinnet getiren eşi tarafından doğranan; hayatı ile ilgili tercih hakkı, hatta konuşma hakkı dahi verilmeyen kadınlar… Bunun sorumlusu başlı başına babası, kocası, erkek kardeşi, Ahmet, Mehmet değildir. Bu zihniyeti yaratan bu düzendir, bu devlettir. Özgecan’ın katili Suphi ve diğerleri bu düzenin kokuşan, o çürümüş yanıdır.

Kadınları ve haklarını koruyacaklarına dair söz verip bunu yasalaştıracakları vaad edilirken, yine onların talimatı ile polisin “adalet” isteyen kadınlara saldırıp saçlarından sürükleyerek, tekme tokat gözaltına alması aynı günlere tekabül ediyor.

İşte aynı zamanda bu kadar da riyakarlar, korkaklar…

14 yaşında başından gaz fişeği ile vurularak katledilen Berkin Elvan’ın annesini yuhalatan zihniyet başka türlü nasıl açıklanır ki?

Evet korkuyorlar, halkın birikmiş öfke- sinden. Soma’da, Ermenek’te, Van’da, Hakkari’de katledilenlerin anaları, bacıları, eşleri var. Çıkıp gelip boğazlarına yapışacaklar diye korkuyorlar. Zulüm gören halkının, emperyalistlere peşkeş çekilen vatanının, katledilen diri diri yakılan, işkence gören yoldaşlarının hesabını soracak olan kadınlarımız- dan korkuyorlar… Korkmalılar. Çünkü 8 Mart sadece çiçeklerle kutlanan bir gün değil. Dökülen kanların, göz yaşlarının, ağaran saçların, sömürülen emeğin hesabının sorulduğu gündür. 8 Mart altın tepside sunulmadı. Alanlarda bedellerle kazanıldı.

Kadının kurtuluşu devrimle olacaktır. Kadını özgürleştirecek olan da devrim için savaşmaktır. Ve onlar da biliyorlar ki yine aynı kadının eli eşit, sınıfsız, sömürüsüz güzel yarınlara giden yolu açacaktır.