Emekçi tiyatro, anlatım ve yapım sadeligine öncelik tanıyarak, işçi sınıfından oluşan seyircilerini kesinlikle ve belirli bir yönde etkilemelidir. Sanat yönünü öne çıkartan atılımlar bütünün devrimci amacını asla geri plâna itmemelidir. Bu amaç, sınıf çatışması kavramının belirlen- mesi ve yaygınlaşmasıdır.

Emekçi tiyatro devrimci harekete hizmet etmelidir, ve onun için de devrimci işçilere tahsis edilmiştir. işçi- lerden oluşacak bir komite tiyatronun kül- türel sorumluluklarını yerine getirmesini yakından izlemelidir.

Her zaman yazarın politik egilimlerine göre oyun seçmek şart degildir. Gerek tiyatronun gerekse seyircisinin ortak noktalan “devrimci kültür” olduktan sonra, herhangi bir burjuva oyununu (bu oyun burjuva toplumun çöküşünü gösteriyor olabilir, veya kapitalist düzenin esaslarını belirleyebilir) sınıf çatışması kavramını güçlendirecek biçimde sergileyerek, devrimcileri tarihi gelişimin gerektirdigini göstermek mümkündür. Bu tür oyunlara, seyirciden ters tepki almak olanaklarını ortadan kaldırmak amacı ile, bir ön konuşma ile girilmesi faydalıdır. Bazen oyunda degişiklikler yapılabilir (yazarın duygularını hesaba katmak tutucu bir davranıştır): Çıkartmalar, eklemeler, söylenmek istenen sözün daha güçlenmesi için prolog ya da epilog ilâveleri. Böylelikle, dünya edebiyatının büyük bir oranı devrimci emekçilerin gayelerine hizmet etmek amacı ile kullanıldıgı gibi aynı zaman da sınıf çatışması kavramının yaygınlaşmasında da politik yönden rol oynamış olur. Oyuncuların, yazarın ve yönetmenin tarz- ları (çalışma biçimleri) tamamen dondurulmuş bir görünüm taşımalıdır (bütün güçlü duygusallıgını sadeliginde ve açıklı- gında belirleyen duragan bir ritm). Her şey, süsten, tertipten, ekspresyonist ve deneysel çizgiden uzak, devrimci amaca uyacak basitlik ve kesinlikte olmalıdır. şu halde burjuva sanatçıların bireyci anarşist arzularından dogan neo – romantik, ekspresyonist ve benzeri türleri ortadan kaldırabiliriz.

Bu demek degildir ki bu akımlarla oluşan bir takım teknik ve biçimsel imkânlardan gayeye hizmet için yararlanmayalım. Önemli olan, “devrimci sanat” için kendi başlarına birer tür olarak benimsenmemeleridir. şekil tartışmasında kriter şu olmalı: Emekçi seyirci bundan yararlanabilir mi, sıkılır mı, yoksa hiç anlamayıp bir takım burjuva fikirlerle mi aşılanır?

Son günlerin sanat hareketlerini bu açıdan inceliyelim. Günümüz sorunlarının ivediligi düşünülürse Naturalizm burjuva amatörler tarafından çekilmiş resimler olmaktan öteye gidemez. Bir projektörün sahne üzerindeki bir agaç veya kilise kulesini bir an için aydınlatıp sonra da öncesinden daha koyu karanlıklar içersinde bırakmasına benzer. Evet, çevrenin anlatımı yapılır. Fakat, olayların gelişimindeki sosyal etkenleri anlamak, degerlendirmek, proletarya ile burjuva arasındaki duvarları yıkmak için bir çaba yoktur ortada. Bu noktalara deginmekten kaçındıklarından, artık herkesin agzına sakız olmuş ve bayatlamış konulara yönelirler. Eskaza hücuma geçecek olurlarsa da bunu ya duygusal bir biçimde yaparlar ya da psiko- loji veya felsefeden medet umarlar ki hiç kimse edilen sözlerden gocunmasın, ken- dine zarar gelmeyecek bir köşeye çekile- bilsin. “Kültürlü kişilerin mücadelesi” tek kelimeyle bir “hiç” üzerinde sürdürülü- yor. Bu tür sanat kumardan daha sinir bo- zucudur. (Sanat severlerin ve sanatçıla- rın çogunun toplumun en zayıf, işe yara- maz sınıfından çıkması bir raslantı degil- dir.) Hayli önemlidir bu hususlar, çünkü toplumun sıhhatli sınıfı, yani proletarya bir zamanlar bu çürümüş örnekleri gördü karşısında ve bilmeden benimsedi onları. Sonuç olarak da burjuva – Natüralist bir kişilige büründü emekçi sanat.

Natüralizmin bu degerlendirilmesi Ekspresyonizme daha yakındır: Sembolik rüyalar, birbirine girmiş uyumsuz renkler, çizgiler, konular, kelimeler, düşünceler, kapitalizmin kuyruguna yapışarak pro- letarya ile ilişkisini kesmiş olanların zihni- yetidir. Haa, bankacılar devirlerinin efen- disiydiler. Bu adanılan bıraktılar neler- den hoşlandıklarına karar versinler, diye. “Renklerde bir ihtilal?”  “Neden olmasın,” dediler koca göbeklerini kaşıyarak “Sözde ihtilal!” O gülen de kim?

Dada güldü! Ve böylece sirk tam kadro hazır oldu. Dada, kökleri dışarıda kalmış sanatın nereye kadar gidecegini bilmekle beraber ötekilerden ayrılmadı. Burjuva sanatının artık söyleyecegi bir

şey yok. Kültürel yaşantı tamamen şekilcilige yöneldi. Herşey şekilciligin kapsamı- na girerse de önemli olan özdür. Ancak özü onu devrimci yapabilir.

Günümüzde, kökü burjuva sanatına dayanan bir öz de reaksiyoner olmaktan öteye gidemez.

Devrimci sanat devrimci işçi sınıfından dogar. Ancak halkçı egitimden geçerek halklar için mücadele verenler devrimci sanatı yaratabilirler. Emekçiler de- ger ölçülerini dirençlendiren iç güdüleri sayesinde politik ve ekonomik alanlarda oldugu kadar sanat ve kültürde de hürri- yete kavuşacaklardır. şu halde Emekçi Ti- yatronun başlıca iki görevi var: Birincisi, kapitalist geleneklerden kopmasıdır. Çünkü, işletmeciler, oyuncular, dekoratörler, teknik elemanlar arasında eşitlik ilkeleri üzerine kurulmuş. Aynı zamanda seyircilerle de aralarında (ortak konuları ve kol- lektif çalışma istekleri yönlerinden) bir eşitlik var bu kişilerin. Gelecekte, emekçi tiyatro, oyuncularını seyircileri arasından seçme yetenegine sahip oldukça burjuva düzenin “profesyonel aktörlerine” de gerek duymayacaktır. Emekçi tiyatronun amacı “tiyatro”yu bir meslek olarak be- lirlemek degil kollektif atılımların bir parçası olarak nitelemektedir. Buna göre de oyuncuların eskisinden ayrı bir tu- tumları olması gereklidir. Aktör, bugüne kadar oldugu gibi ne rolüne yabana kala- bilir ne de onun etkisine girebilir. Siyasal, ekonomik, sosyal sorunları tüm insanlı- gın özgürlügü açısından incelemek zorun- lugundadır. Sözlerinden davranışlarına kadar herşeyiyle emekçi kavramını yansıtmalıdır.

Emekçi Tiyatronun diger görevi de propaganda yolu ile politik açıdan hangi çizgide olduklarım, bunu hâlâ bilmeyen toplumlar arasında yaymaktır. Yani egitici bir amaç güder. Hangi tarafa sapacaklarını kestiremeyen toplumlar burjuva sanatının emekçi bir düzende barındırılamıyacagını da bilemezler. Bu ikinci gayenin gerçekleştirilmesinde geleneksel edebiyatımıza yönelmelidir. Geleneksel oyunlar herkese hitab eder. Propaganda bugün durumun nasıl oldugunu göstermekle başlar ve nasıl olması gerektigini göstermege kadar gider. Yazarın görevi de çok önemlidir. Bugüne kadar benimsedigi otokrat kişiliginden sıyrılarak kişisel fikirlerini, buluşlarım ikinci plana itip toplum psikolojisinden algıladıgı sade biçimlere yönelmelidir. Politik liderlerden kitlelerin güçlerini nasıl geliştirip bütünleştir- diklerini ögrenmelidir. Emekçinin kültürel gelişiminin saglanmasında katalizör olmalıdır.