Ezidiler, güneşe bakıp “Ya kudret sahibi Tanrım, bütün dünyadaki halkları kötülüklerden ve belalardan koru ve bizi de ihmal etme” diye dua ederler. Çünkü bütün insanlık ailesiyle kardeştirler. İstemezler hiçbirinin başına bir kötülük gelsin… Şimdi bırakalım onlar anlatsın kendilerini…

Bizim kardeşliğimiz nereden mi gelir? Elbette Adem ve Havva’dan…. Adem ve Havva’nın 80 çocuğu olmuş… Çok geçmeden de çocukların eğitimi için en iyi yöntem üzerine kavgaya başlamışlar. Çünkü ikisi de ideal insan varlığı üzerinde farklı düşünüyorlarmış. Adem ve Havva dünya üzerine yalnız kendi başlarına karar vermek istiyorlarmış. Türlerinin devamı ve Azda’nın kendilerine verdiği dünyanın yeşertilip ve geliştirilip mamur görevini unutmuşlar. Her ikisinin dünyevi hırsları ve bilgisizlikleri; onlara çelişkili isteklerini bir sınavdan geçirme kararı verdirmiş Azdu’ya. Herbiri testisini ruhların rüyasıyla doldurmuşlar. Aradan kırk gün geçmiş. Adem’in testisinden Şahid Bin Car adıyla anılan güzel bir delikanlı çıkmış. İnsanın erişmek için yarışacağı örnek insan gibiymiş. Havva’nın testisinden ise sürüngenler zehirli kertenkeleler dökülmüş.

Adem daha ilk görüşte Şahid’in varlığından öylesine etkilenmiş ki çocukları olan 40 kızına ve 40 oğluna hiç değer vermemiş. Onlar da besledikleri kinlerini saçarak annelerinin etrafında toplanmışlar. Havva çocuklarına Şahid’i öldürmekten başka çarelerinin olmadığını anlatmış.. ‘O burada oldukça, onunla karşılaştırılacaksınız ve her karşılaşmada kısa çöpü çekeceksiniz’ demiş. Ve Şahid’i öldürme planı yapmışlar. O gün geldiğinde Havva kararlaştırılan parolayı söyleyecek, ardından da Şahid öldürülecekmiş.

Adem tüm bu olan biteni ciddiye almamış. Fakat her şeyi bilen en derin düşüncelerimizi bile okuyan Melek Tavus’un olanlardan haberi varmış. Uğursuzluk dolu günün sabahı dört cine, uyuyan 80 çocuğun ağızlarına üflemelerini emretmiş. Çocuklar uykudan uyandıkları zaman, her birinin bir başka dil konuştuğunu görmüşler.Aralarında konuşulan dillerden birbirini anlayan bile yokmuş. Havva yanlarına gelip, Şahid’in öldürmelerinin zamanının geldiğini söylemiş, parolayı vermiş. Ancak annelerinin ne söylediğini anlayamamışlar. Böylece insanlığın önünde örnek olan mükemmel insan Şahid kurtulmuş. Bu dört kötü cin belki kötülük yapmış ama bunun sonucunda mükemmel insan kurtulmuş. Bugün insanlar onun gibi olmak için uğraşıyorlar. Tüm diller farklı olsa da özünde kardeş oldukları için tüm halkları korusun diye koruruz.

Kim miyiz? Biz kendimize Ezidi deriz. Kökümüz çok çok derinlerdedir. Bu güne 73 tane büyük katliam sonrası gelmiş, varlığımızı korumuşuz. Tek Tanrıya inanırız. Yani Azda’ya. Ve Azda’nın kendi ateşinden ve nurundan yarattığı Melek Tavus’a… Azda, Melek Tavus’a evreni biçimlendirme ve insanı yaratma görevi vermiştir. Ona yardımcı olmaları için de yanına 6 melek daha yaratmıştır. Bu meleklerin her biri varoluşun bir görüntüsünü simgeler. Ancak Kur-an ‘a ve İncil’e göre Melek Tavus, tanrıya karşı geldiği için bir şeytandır. Bu nedenle şeytana taptığımız iddia edildiğinden hep katledildik, hep öldürüldük. Oysa Melek Tavus bizce, boyun eğmemenin, başkaldırının yolunu gösteren bir melektir.

Biz iyilik ve kötülüğün aynı kaynaktan çıkamayacağına inanıyoruz. İyilik ve kötülük, hem ruhta hem de maddenin içinde vardır. Bize göre insan, bu sürekli savaşta eğer gerçekten insan olmak istiyorsa, ışıktan ve aydınlıktan yana olmalıdır.

Biz inanan insanların görevinin iyilik ya da kötülük için tanrılara yakarmak olmadığını düşünürüz. Bu savaşta yakarmak yerine doğru olan tarafa katılınması gerektiği düşüncesindeyiz. Önemli olan bilgidir. Bilen kişi kötülük işlemez, kimseye yıkım getirmez…

Biz Ezidilerin‘peygamber’i,‘şeyh’i Adiyy bin Müsafir’dir. 1025 yılında Lübnan’da doğmuştur. Yaşama gözlerini yumduğunda tarih 1162 yılını gösteriyordur. Adiyy bin Müsafir’in yerine geçen oğlu, Hakkari’nin dağlıkbölgesinde doğan

ilk şeyh olduğu için Kürt Adiyy olarak tanımlarız. Daha sonra Adiyy’in soyundan gelenlere Adaviler ismiyle hitap ederiz.

O yıllarda Moğol tahsildarlar, ağır vergiler altında ezmiştir bizleri. Ödeyemeyenlerin evlerindeki değerli eşyaları almış, kırsal bölgelerde yaşayan insanlarımızın tarlalarına, hayvanlarına el koymuşlar. Adaviler bu ağır vergileri ödemeye karşı çıkmış, ayaklanmıştır. Moğollar yüzbinlerce kişiyi diri diri yakmış, ağaçlara çivilemiş, kellelerini uçurup kollarını bacaklarını kesmiş, ağır işkencelerle öldürülmüştür. Moğol katliamları öyle bir hal almıştır ki bugün olduğu gibi geçmişte de Sincar Dağı ve eteklerine sığınmış, yıllarca tek yaşam yerimiz Sincar Dağı ve kısmen Hakkari Dağları olmuştur.

Esasında sentez yani karma bir dindir bizimkisi. Ancak bizim inancımıza esas damgasını vuran din Sabiiliktir. Asur kökenli Sabiilerin yanısıra Kürt ve Arapların oluşturduğu bir topluluktur Ezidilik.

Bizi incelemeye kalktığınızda yaşadığımız coğrafyadaki birçok inancın kültürel yanısmasını görebilirsiniz. İnancımıza Asur inancı hakimdir.

Bize göre Şeytan tanrısal öfkenin sonucudur ve bir insan yaptığı işten dolayı sadece bu dünyada yargılanarak cezalandırılır, ya da ödüllendirilir. Ki biz bedenin ölüp, ruhun başka canlılarda hayat bulduğuna, yani ruhun ölümsüzlüğüne inanırız. Yani öte dünyaya, ölümden sonraki bir yaşama inanmayız.

Işık, ateş ve ısı inancımızın temel sembolleridir. Güneş bu üçünü kendinde maddeleştirdiği için güneş kutsaldır bizler için. Bu nedenle şafak sökerken,

akşam yatarken ve öğlen tepedeyken güneşe dönülüp dualar ederiz. Su, toprak ve doğa yaşamı var eden şeylerdir bunlar. Melek Tavus zaten yaşam var edip yeşertmek için yaratılmış ve emrine 6 melek verilmiştir. Ve bizce bu altı melek güneşle, suyla, toprakla, ateşle, ışıkla ve doğayla bütünleşmişlerdir.

Bizim de bir Nuh’un gemisi hikayemiz vardır. Fakat bizimkisi biraz farklıdır. Melek Tavus bu gemiyi Laleş’in güneyindeki Ayn Sifni Köyü’nde inşa etmiştir. Tufan başlayınca gemisiyle Dicle Vadisi’nin dalgalı, fırtınalı sularından geçip ve Sincar dağlarındaki Sinn el Kilub tepesine vermiştir.

Sular çekilmeye başladığında, Melek Tavus’un gemisi bu tepeye kadar gelmiştir. Yolculuk ve Tufan sırasında gemide bir delik açılmış ve gemi su almaya başlamıştır. Gemideki hayvanlardan bir yılan, kuyruğuyla bu deliği kapatmış ve geminin su almasını engellemiştir. Gemi tekrar yola devam etmiştir. Çünkü sular yeteri kadar çekilmiştir. Cudi Dağına kadar gidilmiş ve orada kalınmıştır.”

Köklü bir geçmişe sahip olsak da yaklaşık 1400 yıldan beri sistematik katliamların kurbanı olduk. Oysa görüldüğü üzere biz de tüm diğer halklar gibi bir geçmişe sahibiz. Dilimiz, kültürümüz inancımızla Anadolu ve Ortadoğu halklarıyla çeşitli ortak özelliklere sahibiz. Dünün iktidarları da kendi çıkarları için biz kardeş halkları birbirine kırdırtarak katletti. Bugün ise aynı şeyleri yaşıyoruz. Emperyalizmin beslemesi IŞİD katliamcıları tarafından katlediliyoruz. Yerimizi, yurdumuzu, geçmişinizi, ait olduğumuz vatanımızı terk etmek zorunda kalıyoruz.

Ancak herieye karşın varız. Ve var olmaya devam edeceğiz.