Toprak; işgalci çizmeleri altında ezilin- ce evlatlarıyla haykırırmış…

Gökkuşağı Savaşçıları filmi, Çin’in Japon işgalcileri tarafından yıllarca sömürülmüş olan bir bölgesinde ge- çiyor. Çin-Japon savaşında savaşı kay- beden Çin, savaş ganimeti olarak yer- lilerin yaşadığı bu bölgeyi Japonlar’a veriyor.

İşte biz bu filmde Gökkuşağı Köprü- sü’nde atalarıyla buluşmak için yaşa- yan yerli kabilelerin halkını, vatanını nasıl savunduğunu izliyoruz. 7’sinden 70’ine direnenleri… İşgalciye karşı

savaşa giden erkeklerin aklı arkala- rında bıraktıklarında kalmasın diye, düşmana yakalandıklarında tecavüze uğramasınlar diye kendilerini ağaçla- ra asıyorlardı kadınlar ve çocuklarını öldürüyorlardı. Teslim olmak yerine, onurlarını kaybetmek yerine. “Vahşi” diyordu onlara işgalciler. Oysa “uy- garlık” getirdik diyerek binlerce yerliyi kılıçtan geçiriyorlardı, yerlilerin ço- cuklarını devşiriyorlardı. Neden? Kor- ku salıp sindirmek ve uygarlıklarını sorunsuz bir şekilde kurmak için. Yani uygarlık için her türlü vahşiliği yapı- yorlardı. Ama onlar “vahşi” kelimesi- ni yerliler için, vatanını, topraklarını,doğasını, ormanlarını, hayvanlarını, onurunu, namusunu, karılarını, ço- cuklarını, ailelerini, evlerini korumaya çalışanlar için kullanıyorlardı.

Muna.. Japon işgalcileri topraklarını talan ettiğinde henüz bir çocuktu. İş- galcilere aman vermeyen bir komu- tanın oğluydu. Babasının Japonlar tarafından savaş meydanında öldü- rülmesinin ardından onun bayrağını devraldı. Muna’nın yanında yürüme- yenler de oldu. Teslim olanlar, işbirlik- çileşenler çıktı. Kabileleri direnişe kat- mak için emek vermekten kaçmayan Muna, halkına ihanet eden Kabile şef

leriyle de asla uzlaşmadı. Savaş öyle kolay olmayacaktı. Bazen senelerce bir su dinginliğinde beklemek gere- kecekti. Bu onursuzluğu sineye çek- mek değil ama kalbin işgalcilere öfke doluyken susmak gerekecekti bazen. Ve vakti gelince çağlayanlar gibi taş- mak, önüne kattığını savurup atmak…

Film iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde işgali, ikinci bölümde direni- şi izliyoruz. İşgal ve direniş… Biri varsa öteki de mutlaka varolan. Emperyaliz- min olduğu bir dünyada direnenlerin olmaması mümkün değil. Bunca bas- kı, soygun, talan karşısında onurunu, namusunu korumanın, insanca yaşa- manın tek yolu direniş çünkü. Boyun eğdirilmiş bir halk olmayı kabul etmi- yor yerli kabileler. Tabi işbirlikçi yerliler de var. İşgalcilerle uzlaşarak hayatta kalmayı değil, atalarının ruhunu ya- şatmak için, ona benliğini kazandıran kültürü için ölmeyi tercih ediyor dire- nenler.

Filmde dikkat çekilmesi gereken bir yan da, yerli kabilelerin sayı ve askeri donanım anlamında Japonlarla boy ölçüşemeyecek durumda olmalarına rağmen Japonlar’a çok büyük kayıp- lar verdirmeleri. Bunun nedeni ise çok basit. Çünkü Japonlar işgalci. Yerliler ise o toprakların sahibi. İşgalci dağları tanımaz, nehirleri tanımaz, halkı tanı- maz. Ama yerli, en küçük taşına kadar avucunun içi gibi bilir. Nerede ne var bilmiyor. Yerliler ise her bir taşını, ağa- cını biliyor. Doğa yerlilere dost işgal- cilere düşman olur böylece. İşgalciler hırsız, doymak bilmez, katil. Bu yüz- den her türlü yaratıcılıktan yoksun. Yerliler ise topraklarını seviyor, halkını seviyor. Savaşta her türlü yaratıcılığını kullanıyorlar. İşgalciler her türlü silaha sahip, binlerce.. Yerliler toprakları için son kişi kalana kadar kendilerini feda ediyorlar. Gelecek kuşaklara özgür topraklar bırakabilmek için, teslim ol- manın lanetini yaşamamak için.

O gün yerlilere böyle saldırdı işgal- ciler. Bugün de işgalci emperyalizm McDonalds’larıyla, dergileriyle, müzi- ğiyle, iş adamlarıyla getiriyor uygar- lığını… Bunların yetmediği yerde kan ve gözyaşı dökmekten çekinmiyor. Koca koca orduları, uçakları, tankları,bombalarıyla girdiği ülkelerde batağa saplanıp nasıl bir kağıttan kaplan ol- duğunu gösteriyor bize.

Sonucu emperyalizme karşı silahıyla hesap soran Kahraman Altun’un şii- rinde arayalım.

Hey sen!… Anarşist dedikleri.

Vahşice işkenceler görürken, dört duvar ardında.

Ve direncinin ve öfkenin

ve halkına bağlılığının

Ve onca işkenceye rağmen konuşmamanın

verdiği onurla Ve, ve, ve !

Bileklerinin kelepçeli olmasının verdiği cesaretle yumruklanırken vücudun Dışarıda konuşan medeniyet sana terörist diyorsa,

sana vahşi diyorsa, Biz vahşiyiz Oligarşi! kolla kendini…

İlgili Yazılar