Halk İçin Müzik Geleneğini Sürdürdüğümüz Ustalarımızı, Mücadelemizde Yaşatacağız

Anadolu’nun tarihi isyanlar tarihidir. Bu tarih, zalimlerin zulmüne karşı isyanların tarihidir. Baba İshak, Şeyh Bedreddin’den bu güne, bu topraklarda hak ve adalet isteği, sömürüsüz, insanca bir yaşam isteği yüzyıllar boyunca gündemde olmuştur. Yüzyıllar değişmiş ama sömürü, zulüm saltanatı, acı, yıkım, katliamlar ve yoksulluk değişmemiştir.

Gün olmuş, isyanın adı, Şahkulu, Bozoklu Celal, Baba Zünnun… Kalenderoğlu, Gürcü Abdünnebi, Abaza Hasan Paşa olmuş. Patrona Halil, Kabakçı Mustafa… olmuş. Gün olmuş, hem ozan hem bir savaşçı ve kavga adamı olan Dadaloğlu, “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir” diye Toroslar’dan gürlemiş. 16. yüzyılda, çekilen acılar, yoksulluk ve kıyam ortasında Anadolu halkının yarattığı efsane Köroğlu’nda olduğu gibi halk bağrına basmış onu.

İşte, Anadolu toprağına düşen bu isyan tohumlarının mayasında biz varız. Kızıldere’deki On’lar ve Mahir var, Dayı var, Adalet ve Özgürlük Savaşçıları var…

Dünden bugüne, yengi ve yenilgilerle, acı ve sevinçlerle, can bedeli yazılan bu tarih bizimdir. Bu tarihte yaratılan değerler, güzellikler, bizim kültürümüzdür. Bu değerleri sahiplenmek ve zenginleştirmek bizim sorumluluğumuzdur.

Bu tarihi yaşatmak, bu tarihi türküleştirmek ve zaferle taçlandırmak görevi bizimdir.

Dünden yarına uzanan ve devrimci müzik geleneğinin köklerini oluşturan Köroğlu’ndan Karacaoğlan’a, Pir Sultan’dan Dadaloğlu’na, Ruhi Su’ya ustalarımızı, ozanlarımızı, onların yarattığı değerleri yeni kuşaklara anlatmak bizim görevimizdir.

Geçmişini bilmeyen, geleceğini kuramaz.” diyor ustalarımız. Bağımsız, demokratik, sosyalist bir gelecek kurmak için tarihimizi bilince çıkaracağız.

Bizim sanatımız, bizim müziğimiz, bizim kültürümüz, “Dünden yarına” uzanan tarihte, iyi ve güzel olan ne varsa hepsini bağrında taşıyacak. Bugünkü kavga ve direniş ruhuyla birleştirerek ileriye taşıyacak. Kitleleri eğitecek, halkımızın bilincini yükseltecek, yeni insanı, yeni kültürü yaratacak. Bu toprakların kendisi gibi yiğit yürekli öğretmenlerimizin iz sürücülüğünü yapmak, onları unutturmamak, onları yeni kuşaklarla buluşturmak, onlara müzik olmak, ses olmak, borç olmanın da ötesinde bir onurdur.

Dünden Yarına” Albümümüzle de Mücadeleye Çağırmaya Devam Ediyoruz

30. yılımızda, Anadolu’nun yetiştirdiği ustalarımızdan, ölümleri ile ömürlerini türküleştiren şehitlerimizden güç alarak yeni kültürü yaratmaya devam ediyoruz. Dört bir yandan kuşatılsak da, sağa sola savrulmadan emin adımlarla yürüyoruz devrim yolunu.

Baskılara, yasaklara, tutsaklıkları rağmen hedeflerimizi de, mücadelemizi de büyütüyoruz. Yüz binleri, milyonları alanlara topluyoruz.

Devrimci müzik geleneğini sürdürdüğümüz ustalarımızın, ozanlarımızın şarkılarından oluşan “Dünden Yarına Ustalarımız” adını verdiğimiz albümlerimizle de, halkımızı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine çağırmaya devam ediyoruz.

İlk olarak Ruhi Su ile başladık. Öğretmenimiz, ustamız Ruhi Su’nun şarkılarını yeniden yorumladık. 30. yılımızın ilk üretimi olan Ruhi Su türküleriyle karşınızdayız.

Neden Ruhi Su ile başladık?

Çünkü; Anadolu türkülerine sesiyle hayat veren ustamız, “Benim işim sanat yapmak” deyip, mücadelenin seyircisi olmadı. Hayatı, kavgayı ve sanatı kopmaz bağlarla ele aldı.

Küçük burjuva sanatçıların dayattığı “tarafsızlık”, “bireycilik”, “örgütsüzlük” anlayışlarına karşı “örgütlü mücadeleyi” savundu.

“Toplumsal dönüşümleri gerçekleştirebilecek olan örgütlülüklere sanatın önemli derecede katkısı olacağına ve böyle bir örgütlülük içinde yer almak gerektiğine” inandı.

“Halktan kopuk hiçbir işten insana hayır gelmez”, “Halkla birlikte, halk için” diyordu “Sanat halka aittir. Kökleri emekçi kitlelerin ta derinliklerine gitmelidir. Bu kitleler tarafından anlaşılabilmeli ve sevilmelidir. Onların duygularını, düşüncelerini ve istemlerini yansıtmalı, onları heyecanlandırmalıdır. Aynı zamanda da kitlelerin bağrındaki sanatçıların sanat yeteneğini uyandırıp geliştirebilmelidir.” diyordu büyük usta. Bu O’nun sanata ve sanatçıya bakışının da özünü anlatır bize. Ruhi Su bu sözü, sadece müzikle sınırlamamıştır. Ona göre, bir sanatçı yaşamın her anında halkla birlikte olmalıydı. Halktan yana üretmeli, düşünmeli ve yaşamalıydı.

Egemen tarafından içeriği boşaltılmaya çalışılan türkülerimiz, Ruhi Su’nun yaptığı derlemelerle gerçek kimliğine kavuşmuştur. Dildeki sadeliği, müzikal tekniğiyle, türküleri çok seslilik anlayışı ile ele almasıyla devrimci tarzı yarattı. Türkülerle direndi.

Halkımız en güzel Anadolu türkülerini, Aradolu’nun en güçlü seslerinden biri olan komünist Halk Ozanı Ruhi Su’dan dinledi.

Ruhi Su için türküler halkın büyük değerleriydiler. Ruhi Su’yu susturmak için söylediği türküler için “Halk türküleri değil” dedi faşizm. Ama türküler susmadı. Tüm Anadolu şehirlerinin, insanlarının soluğu, sesiyle dalga dalga yayıldı.

Faşizmin zulmüne maruz kaldı, işkenceler, hapislikler, sürgünler, yasaklar yaşadı. İşsiz bırakılmaya, polis takiplerine rağmen o gür davudi sesiyle “yasaklı” türküleri gümbür gümbür seslendirdi. Kıyıda köşede kalmış, kendi ifadesiyle “pısırık” söylenen türkülere yeniden can verdi. Halk türkülerini uyudukları yerden uyandırıp, “Toplum bir savaşımın içerisindeyse, müzik o savaşıma da katkıda bulunmalıdır” diyerek kavganın silahı yaptı.

Sadece türküleri yorumlamakla kalmadı Ruhi Su; kendi sözleri ve besteleriyle zengin bir hazine bıraktı bize. Büyük bir halk ve vatan sevgisiyle ömrünün sonuna kadar mücadeleye devam etti. “Kıyamet dedikleri ha koptu ha kopacak / Yoksuldan halktan yana bir dünya kurulacak” diyerek tarafını kesin çizgilerle halktan yana seçti.

Düzenin tüm şöhret ve kazanç kapıları kendilerine açık olmasına rağmen, düzene iltihak etmedi. Halktan yana sanatı ve düşüncelerini savunmaya devam etti. “Bir düzen, türkülerinden korkmaya başladı mı, artık o düzeni kimse ayakta tutamaz. Nesimi’nin derisi yüzülmüş̧, Pir Sultan Abdal asılmış̧; fakat bütün asmalara kesmelere rağmen, ne o düzen kalmış̧, ne de o debdebeli sultanlardan kimse kalmış.” diye özetliyordu yaşadıklarını.

Ağır hastalığı nedeniyle yurtdışında tedavi görmesi gerekirken, çıkışına yasak koydu faşizm. Ama O mücadelesine devam etti, iktidardan aman dilemedi. Tedavi olanakları ellerinden alınarak öldürüldü. Türkiye halklarının onurlu aydını, onurlu sanatçısı Ruhi Su, Türkiye ve dünya halklarının yüreğinde ölümsüzleşti. Anadolu topraklarının, dağlarına, şehirlerine, yoksul mahallerine, sokaklarına bir kez tohum toprağa düşmeye görsün. Tohumun düştüğü her yerde mutlaka direniş filizlenir. İşte bu yüzden, Ruhi Su ustamız, 1985 yılında hayata gözlerini yumarken, aynı yıl, umutlu bir çocuğun, Grup Yorum’un doğacağından emindi.

30. yılımızda, Ruhi Su ustamızın albümünü yapmanın, onun nezdinde bütün devrimci ozanlarımıza karşı görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmenin onur ve gururunu yaşıyoruz.

“Dünden Bugüne”‘nin ilk albümünü hazırlarken bir yandan da, Berkin için, Soma’da katledilen madenciler için şarkı yapmaya devam ettik. Aynı zamanda yeni albümümüzün de hazırlıklarına başladık.

Yenileneceğiz, Yetkinleşeceğiz… Ustalaşıp Daha Çok Üreteceğiz…

Devrimci sanat, devrimin mücadelesinden bağımsız düşünülemez. Mücadelenin dışında devrimci sanat olamaz. Devrimci teoriyi kavramadan devrimci sanat yapılamaz. Devrimci sanat, yeni değerler, devrimci gelenekler, devrimci bir ahlak yarattığı oranda hedefe doğru ilerler ve kalıcılaşır.

30. yılımızda; büyük halk konserleri, albümler, Anadolu koroları ve yetiştirdiğimiz genç Yorumcularla hedeflerimizi büyütüyoruz. Yeni projelerimizle, Yorum Halk Okullarıyla, halk konserleriyle, yeni albümlerle, anti-emperyalist sanat festivalleriyle, sanat meclisleriyle, korolarla… fabrikalara, işyerlerine, evlere, okullara, halkımızın olduğu her yere gireceğiz.

Devrimci sanatçı kendisini yeniden bir kalıba dökmeyi bilmelidir. Gelişimden, değişimden, yenilikten korkmamalıdır… Grup Yorum bu değişimin öncüsüdür. Yenileneceğiz, yetkinleşeceğiz… Ustalaşıp daha çok üreteceğiz…

Uzmanlaşmak, yetkinleşmek emek ister… Örgütlü, kollektif emek olmadan bunu yapamayız. Daha fazla kolektivizme sarılacak, daha fazla örgütleneceğiz. Sanatı daha örgütlü hale getireceğiz… Bildiklerimizi yenilere öğreterek, bilmediklerimizi öğrenerek sosyalist eğitim felsefesiyle çoğalacağız.

30 yıldır yarattığımız tarza yenilikler ekleyerek devrimin sanatını daha da ileriye taşıyacağız… Sanatı ve sanatçılığı burjuva içeriğinden kurtarıp, ayrıcalık olmaktan çıkarıp halklaştıracağız. Dün hedefimiz milyonlara hitap eden konserler yapmaktı, bugünkü hedefimiz Grup Yorum’u büyük bir okula dönüştürmek, milyonları örgütlü güce çevirmektir.

Grup Yorum halkın onurun adaletin direnenlerin sesidir. Dünü anlamak ve yarını kurmak için Anadolu’nun isyan ve direniş tarihini sanatlaştıracağız. Anadolu topraklarından besleniyor müziğimiz, ayaklarımız bu topraklara basıyor. Halk yaratan ve üretendir. Biz yalnızca onu düzenliyoruz. Bunun için, Anadolu’nun dört bir yanına yayılan halk kültürünü, öfkeyi, türkülerini biz toplayacağız. Özenle damıtacağız. Türkülerimizle, mücadelemizle, halkımızın kendi gücüne inancını, vatanseverlik duygularını büyüteceğiz.

Devrimci sanatın görevi; sağlam ve coşkulu, zorluklardan korkmayan, zorlukları göğüsleyebilecek ve üstesinden gelebilecek bir kuşak yaratmaktır. Yaratacağız!…

Halkı, yüce idealleri, yüksek zevkleri, gelişmiş ahlaki ve kültürel talepleri olan aydın bir halk haline getirmektir. Getireceğiz!

Bizim müziğimiz, bizim kültürümüz, tarihimizde iyi ve güzel olan ne varsa hepsini bağrında toplayacak ve özenle damıtıp bugünkü kavga ve direniş ruhuyla birleştireceğiz. Tüm geçmiş uygarlık ve kültür tarihindeki en iyi şeyleri bağrında toplayan sosyalist bir sanat ve kültür yaratacağız. Marks’tan Lenin’e, Mao’ya, Ho Amca’dan Che’ye, Mahir’den Dayı’ya, İdil’den Engin Çeber’e dünya halklarının bütün ustalarını, kahramanlarını ve devrimin zorunluluğunu anlatacağız halkımıza…

Müziğimizde, sanatımızda yaptığımız her şeyi, dünya ölçeğinde ele alacağız. Dünya halklarının isyan ve devrim şarkılarını, enternasyonalizmi yeniden yaratma mücadelesi içinde ele alacağız. Ülkemiz ve dünyanın devrimci sanatçılarını, Nazım’ı, Yılmaz Güney’i, Ruhi Su’yu, Victor Jara, Pablo Neruda ve Bertolt BRECHT’i ve daha yüzlercesini sosyalizm mücadelelerinde birleştireceğiz. Anadolu ezgilerine tüm dünyanın ezgileriyle buluşturacağız.

Müziğimizi, Yozlaşma ve Çürümeye Karşı, Faşizme ve Emperyalizme Karşı Savaşın Silahı Yapacağız

Her koşul altında; Devrime gebe Anadolu topraklarında, kapitalist sömürü düzeninin tek alternatifi sosyalizm ve tek çözüm yolunun da devrim olduğunu anlatmaya devam edeceğiz…

Halka umut, halka adalet ve özgürlük özlemi taşımaya devam edeceğiz.

Anadolu ihtilalinin öncü gücünün Devrimci Hareket olduğunu haykıracağız…

Düzen beynimizi ve yüreğimizi paslandırmak için çalışıyor. Grup Yorum, halkın türkülerinin, kültürünün gerçek sahibi ve bekçisi, burjuva yozlaşma ve çürümeye karşı devrimci saflığın ve temizliğin kalesidir. Sömürü düzeninin yoz kültürüne karşı, sanat alanındaki tek alternatifidir. Müziğimizi, sanatımızı, yozlaşmaya ve çürümeye karşı, faşizme ve emperyalizme karşı savaşın silahı yapacağız… Yozlaşmanın panzehiri örgütlülük ve mücadeledir. Milyonları örgütleyeceğiz.

Müziğimizle, yeni insanı yaratma mücadelesinde biz de varız diyeceğiz. Sanatımız, “yeni insanı” bugünkü yozlaşmışlık içinde yaratma mücadelesinin güçlü bir aracı olacak.

Devrimci sanatçılar; tüm bu görevleri yapmak için; pespaye burjuva kültürüne ve ideolojisine karşı mücadelenin en ön cephesinde savaşmalıdır… savaşaçağız. Müziğimizi ve sanatımızı yoz burjuva etkenlerin sızmasına karşı koruyacağız.

30 yıldır, halkın direnişine, halkın savaşına, halkın isyanına, öfkesine yoldaşlık etti bizim şarkılarımız. Halk kahramanlığını, halk için fedakârlık ruhunu güçlendiriyor. Halkımızın hayatına girdi, onların bir parçası oldu şarkılarımız… Çünkü şarkılarımız direnişin şarkılarıydı… Çünkü şarkılarımızda halkımızın acısı, sevinci vardı. Öfkesi, isyanı, yoksulluğu, sevdası vardı. Çünkü Grup Yorum halktı. Grup Yorum’un kaynağı Halktı.

Şarkılarımızda, halkımızın sorunlarının çözüm yolları vardı. Kurtuluşun devrimde olduğu gerçeği vardı. Özgür, bağımsız, sosyalist bir ülke umutları ve özlemleri vardı.

Maden işçilerinin, 17 Ağustos depreminde enkaz altında gömülü kalanların türküsünü söyledik. Berivanlar’a, Beyazıt meydanında vurulup düşenlere ağıtları biz yaktık. Dersim dağlarında türkü söylemeye çağıran da bizdik, zindanların direniş destanlarına ses olan da. Emperyalist saldırganlığa karşı kalkan olan bizdik. Barikatın arkasında olan da bizdik.

Halkımızın hak ve özgürlükler mücadelesinde “Biz de varız” dediğimiz günden bu yana, halkımızın acısında, sevincinde, ayaklanmasında, direnişlerinde yanıbaşında olduk. Halkın bağrında büyüdük. Birlikte direndik, birlikte işkence gördük, birlikte tutuklandık.

Madenciden evlere temizliğe giden kadınlarına kadar, öğrenciden ölüm orucu direnişçisine, adalet savaşçılarına kadar geniş bir kesimin sesi olduk. Çünkü bizim müziğimiz, umudun sesidir… Şarkılarımız, yüreklere direniş tohumlarını eker. Sorgulatır, hedef gösterir, hesap sorar…

Sadece “müzisyen” kimliğimizle değil, doğrudan devrimci kimliğimizle de mücadelenin orta yerinde olduk. Hem fiili olarak hem de türkülerimiz ve marşlarımızla, grevlerde, boykotlarda, yürüyüşlerde, gecekondu halkının direnişlerinde, madencilerin yüz binlerle ayağa kalkışlarında, göçüklerde, deprem ve sellerde, emperyalizme ve oligarşiye karşı öfkenin haykırıldığı bütün meydanlarda halkın içinde biz vardık.

Grup Yorum, bu ülkenin devrimci sanat ve sanatçı anlayışındaki bütün küçük burjuva statüleri yıkıp, bir gelenek oldu. İlklerin ve yeni değerlerin yaratıcısı, yol açıcısı oldu. Bunun için adımıza “Kar makinası” denildi.

Emperyalizmin Yoz Kültürüne Barikat Olduk Ve Olmaya Devam Edeceğiz

30 yıl boyunca emperyalizme ve ideolojisine, kültürüne, temsilcilerine, araçlarına karşı cepheden savaştık. Mücadelemizi icazetle, yasallıkla sınırlamadık. Mücadelenin meşruluğuna inandık. Başta Amerika olmak üzere bütün emperyalist sömürgecilere ve onların suç ortağı işbirlikçilerine meydan okuduk. Anadolu halklarına ve Anadolu topraklarına bağlılık ve mücadele yeminleri ettirdik konserlerimizde.

Emperyalizmin ideolojik ve kültürel saldırısının en yoğun yaşandığı, sosyalizmin öldüğü nutuklarının atıldığı, umutsuzluk, yılgınlık türkülerinin dillerde dolaştırıldığı, bireyciliğin, örgütsüzlüğün kutsallaştırıldığı, tarafsızlığa övgüler düzüldüğü ’90’lı yıllar boyunca, sosyalizmi, örgütlü mücadeleyi, kolektivizmi savunduk.

Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine bağlı kalacağımızı haykırdık.

Emperyalizmin yoz kültürünün karşısında barikat oluşturduk.

Sanatçının tarafsızlığını, halktan kopuşu kutsayanlara karşı örgütlü sanatı ve örgütlü devrimciliği savunduk. Emperyalizme karşı olan ezilen sömürülen halkların sesi olduk.

30 Yıllık Tarihimiz, Ülkemizin Sınıflar Mücadelesinden Bağımsız Ele Alınamaz

30 yıllık tarihimizde, bir yandan halka mücadelenin yolunu gösterirken, bir yandan da onunla birlikte direnişlerde, yürüyüşlerde, barikatlarda, grevlerde, boykotlardaydık.

30 yıllık tarihimiz, ülkemizin sınıflar mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Her anı kavga dolu tarihimiz sınıflar mücadelesinin tarihiyle iç içedir.

30 yıldır, bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesinin, haklar ve özgürlükler mücadelesinin, Devrimci Hareketin asli unsuruyuz. Bunun mutluluğunu, onur ve gururunu dolu, dolu yaşadık her zaman.

30 yıldır olduğu gibi, bundan sonra da tüm bu baskılara karşı Anadolu’nun dört bir yanında ezilenlerin kurtuluş türkülerini kavganın türkülerini söylemeye, umudun ve halkın baş eğmeyen sesi olmaya, devam edeceğiz. Ülkemizin meydanlarını milyonlarla doldurduğumuz zafer günlerimizde de, zafer türkülerimizi şehitlerimizle birlikte söyleyeceğiz.

30 yıllık tarihimiz, yasak duvarlarını yıkma, yasakları yok sayma mücadelesidir. Bu gün halkımızla aramıza örülmeye çalışılan tüm engelleri ve tüm barikatları yine aşacağız. Biz kazanacağız.