Büyük insanlık alemi… Hayatta kalmak için doğaya karşı verdiği amansız mücadele ile bugünlere kadar gelebilmiş. Açlıkla, hava şartlarıyla savaşarak; vahşi hayvanlardan korunarak; üremeyi yeni nesiller yetiştirmeyi, ekip biçmeyi öğrenerek, icatlarıyla gelmiş bugüne. Ve şimdi hala açlığa, sömürüye karşı direnerek, adaletsizliğin, zulmün verdiği acılara karşı kin ve öfke ile ve yine yeni nesillere umut bağlayarak devam ediyor bu tarihi yazmaya. Ülkemizde de bugüne kadar gelmiş geçmiş iktidarlar halkımızın direnme sınırlarını zorlamış. Denebilir ki insanların direnme sınırı, zulmün sınırı kadardır. Tarih açık ve net olarak defalarca defalarca kez yazmıştır ki insanlık asla başeğmeyecek. Direnişler hep kazanacak, insanlık hep kazanacak. Er veya geç… Yüzyıllar önce doğaya başkaldıranlar nasıl kazandıysa, bugün de zulmün efendilerini yenecek. En şanlı elbiseleri ile elinde kızıl sancağı dalgalandırarak, tüm emperyalistleri ve onlarla el sıkışanları gönderecekler. İşte bu mücadelede sanat kimi zaman büyük öfkenin, kimi zaman coşkun bir sevginin, kimi zaman dayanılmaz acının, kimi zaman tükenmez umudun besleyicisi olacak, oluyor. Bilimin karşı konulamaz gereksinimi, sanatta ta kendini göstermiştir hep. Bu ihtiyaç sanatçıyı üretmeye, daha çok üretmeye teşvik etmiş. Sanatın estetiğinin gücü, gönüllerde yarattığı etki anlaşıldıkça bu ihtiyaç bir zorunluluk haline gelmiş. İnsanı hayvandan ayıran en temel etken haline gelmiş estetik, sanat.

İyi bir sanat eseri ve tabi ki onu üreten sanatçı, halkımızı faşizmle yönetmeye çalışan sanat düşmanı iktidarların hedefi olmuş. Çünkü sanat halkımızın iyiye ve güzele ulaşmak için verdiği mücadelede güç olmuş ona. Gitar çalan eller kesilmiş, diller susturulmaya çalışılmış. İdam edilmiş sanatçılar, yıkılan heykeller, parçalanan resimler, yakılan kitaplar, yasaklanan eserler, kurşunlanan kasetler, yargılanan sanatçılar, hapishaneler, işkenceler, kapatılan sinema salonları… Ve hatta artık şimdi, parmak izi alınan, kırılıp parçalanan enstrümanlar, gün ağarmadan basılan kültür merkezleri, gaz sıkılan halaylar, plastik mermi ile saldırılan dinleyen kulaklar…

Evet, Yorum’dan bahsediyoruz. Grup Yorum’dan. 30 yıllık bir tarih. 21 albüm, 2 DVD, sayısız konser… Ve elbette 30 yıl boyunca kaybedilmeyen büyütülen değerler… Devrimci sanatçılık, örgütlü olmak, militanlık, enternasyonalizm, baskılara karşı her koşulda direniş, sosyalistlik, hayata bilimsel bakabilme, halk ve vatan sevgisi… Sadece bunlar değil; halkla sımsıkı bir bağ, umutlu olmak, coşkuyu ve inancı hiç yitirmemek…

Bu 30 yılın ardından dinleyicilerimizle birlikte büyük kutlamalar yapmak istedik. Büyük stadyumlarda buluşmak istedik. Birlikte yazdığımız bu tarihi birlikte büyük konserlerle taçlandıralım istedik. Ve hemen işe koyuldu AKP iktidarı. Kollarını sıvadı ve başladı. Önce masa başı işi ile bitirdiler. Bir talimatla tüm stadyumları kapattılar halkın yüzüne. Kendi etkinliklerine mitinglerine açık olan stadyumlar halkın sanatçılarına bir bir kapandı çeşitli “SEBEP”lerle… Bitmedi 4 yıl boyunca yaptığımız “Bağımsız Türkiye” konseri yine çeşitli “SEBEP”lerle engellendi. Sebep: İnfial. AKP’nin on yılı aşkın iktidarı boyunca yaptığı katliamları, parsel parsel satmaları, sebep olduğu intiharları, sokak ortası vurmaları, gözaltında işkencede katletmeleri, ayakkabı kutularında para saklamaları , halka küfretmeleri-aşağılamaları, yalanları, yoksullukları görmeyen hakim Yorum’un söylediği şarkıları bir infial sebebi olarak görüp, konseri engelledi.

Geçmişte yaptıklarını sayısız konser yasağı, kasetlerimizi kurşunlamaları, dinleyenlerimizi işten-okuldan atmaları, soruşturmalar açmaları, bizi yargılamaları, yalanları… Soruyoruz şimdi. Ne oldu? Elinizden geleni ardınıza koymadınız. Raporlar hazırladınız hakkımızda sayfalarca. Ne oldu?

Geçtiğimiz günlerde dinleyicilerimizle bir kampanya başlattık. Bu kampanya çerçevesinde piknik yaptık, 555GY diyerek aynı anda türküler söyledik, mahallelerimizde konserler yapıyoruz, 30 yıl konserlerini vermediğiniz stadyumlardan şehir meydanlarına taşıdık, gönüllü çalışanlarımız binlerdi şimdi onbinler oldu. Ne olduğunu daha sayalım mı? İmzalar topladık, bu imzaları Ankara’ya bisikletle götürürken hiç tanımadığımız dinleyicilerimiz çaldı kültür merkezimizin kapılarını, sanki kırk yıllık dostumuz gibi sordu ben ne yapabilirim diye.Daha saymayalım isterseniz çünkü bu saydıklarımdan sadece bir tanesi bile cevap olur yaptıklarına. Başaramadınız yani. Daha doğrusu belki şöyle: Başaramadınız ve başaramayacaksınız. Sokak sokak imza toplandı.

Bizler Grup Yorum Dinleyicileri Olarak;

1-Grup Yorum’a yönelik yasakların ve engellemelerin durdurulmasını istiyoruz.

2-Türkiye’de 30.yıl konserleri dolayısıyla başvurulan ve red cevabı verilen tüm Stadyumların Grup Yorum’a ve biz dinleyicilerine açılmasını istiyoruz.

3-Beş yıldır ülkemizin en büyük konser organizasyonu olan Grup Yorum Bağımsız Türkiye Halk Konserlerinin beşincisi İstanbul Valiliği tarafından keyfi bir gerekçeyle yasaklandı. Bu yasağa ve Grup Yorum’a ve biz dinleyicilerine yönelik saldırılara son verilmesini istiyoruz. Meydanlar stadyumlar Grup Yorum’a yasaklanamaz. Bağımsız Türkiye Konseri’ne izin verilsin. Grup Yorum Halktır Susturulamaz.”

İçişleri Bakanlığı’na hitaben yazılan bu imza metni ile sonuç alamayacağımızı, yasaklamaların son bulacağını düşünmedik elbette. O kadar düzeniçi bir kafada değiliz. Ama sahiplenmeyi göstermek ve en uzağımızdaki insanımızın bile bu sahiplenme içerisinde olduğunu göstermek ve ben de varım demesini sağlamak içindi bu imza kampanyası. Sadece imza hakkımızı kullanmak için… Ki öyle de oldu. Onbinlerce imza… Şimdi bu satırları yazarken Ankara’ya bu imzaları vermek için bir eylem halindeyiz. ‘Ankara’ya pedallıYORUM”. Her halimiz bir eylem, her hareketimiz bu düzenin, pisliğinin, adaletsizliğinin bir teşhiri…

555GY eylemi bu yasaklamalara en büyük cevap oldu. Ne demiştik: “Grup Yorum Halktır Susturulamaz”. Ne demek Grup Yorum halktır? Cevabı bize akan binlerce videoda… 5 Mayıs’ta saat 5’te… Aynı anda dünyanın dört bir yanında Grup Yorum türküleri söylendi”. Dünyanın en güzel korosu, dünyanın dört bir tarafından seslendi bize. “Grup Yorum Halk Korosu” cevap verdi. Saatler yaklaştıkça heyecanlar arttı. Acaba ilk nereden gelecek ses? En yakın yerlerden beklerken, birden kilometrelerce ötelerden gurbetten geldi ses. Ülkesinden kilometrelerce uzakta emperyalizmin göbeğine sömürülen insanlarımızdan, Almanya’dan geldi. Defalarca kez dinlendi. İşte Grup Yorum’un iki üyesi… İşte bizim bir atan yüreklerimiz. Sonra işyerlerinden, işçi elbiseleriyle, dershanelerden, hastanelerden, otobüslerden, vapurlardan, evlerden, şehir meydanlarından, atölyelerden, laboratuarlardan, lokantalardan… heryerden geldi ses. En çok çocuklarımız. Onlar geleceğin “Yorumcuları”. Yorum’un umutlu şarkıları, onları büyüten ninniler oluyor. Anne babalar nasıl bir evlat yetiştirmiş görsünler. Anne babalarımızın çocuklarıyla övünmesine vesile oluyor Yorum şarkıları. Grup Yorum halktır ya hani, işte bu çocuklardan dolayı deriz susturulamaz.

Yetişemedik. Binlerce… İşte Grup Yorum Halktır, bu demek. Şimdi demin sorduğumuz soruya tekrar dönecek olursak. Soralım yasaklayanlara. Ne oldu? Sustuk mu?

Bakırköy konseri için, konser yasaklandı, gelmeyin dediniz. Ne oldu? Geldik. Polis saldıracak, halay çekmeyin dediniz. Durduk mu? Durmadık. Dağılın dediniz, dağıldık mı? Dağılmadık, kenetlendik. Konser yapılmayacak dediniz? Ne oldu? Bakırköy’de her sokak, her meydan konser alanı oldu. Eeee… Yazımızın en başında söylemiştik. İnsanoğlunun direnme gücü, sizin saldırı gücünüz kadardır. Eğer başeğmeyen bir halk, sahiplenen, seven, inanan bir halk varsa direnme gücünün bir sınırı yok. Halkımız devrimi de böyle sahiplecek. Ne yapacaksınız o zaman? Sonunuz malum.

Şimdi üç arkadaşımız tutuklandı. Yorum’a yıllarını vermiş bir emektar Muharrem ile öğrencilerimiz, genç Yorumcular Helin ve Fırat. Tutuklandılar. Neydi suçları “Yorumcu” olmak. Parasız eğitim istemek, bizim topraklarımızda kurulan Amerikan üslerine karşı çıkmak, basın açıklamaları yapmak, tutuklanan öğrencilerin serbest bırakılmasını istemek… (Boşlukları siz doldurursunuz.) Suçlar bunlar. Konserleri yasaklayarak engellemeye çalıştığınız Yorum’u binlerce video ile sahiplenen halkımız; tutukladığınız Yorumculara mektup yazarak devam ediyor konuşmaya. Yeni yeni Yorumcular geliyor hemen yerlerine. Onların bıraktığı işleri başkaları alıyor üstüne. Onlar ak cefalarını huzurla çeksinler diye.

İşte ne korkuyoruz, ne susuyoruz, ne duruyoruz, ne azalıyoruz, ne dağılıyoruz… Doğru bildiğimiz yolda, halkımızla birlikte yürüyoruz. Bedeller ödeyerek… Sizin o düşman olduğunuz sanatımızı büyüterek, unutturmaya çalıştığınız değerlerimize sahip çıkarak, örgütlenerek, savaşarak yürüyoruz. Bu bir sel. Durduramazsınız. Ne yapsanız nafile. Sizin amacınızı biliyor, görüyoruz. En aşağılık numaralar sizde, biliyoruz. Yalan da, hırsızlık ta sizde. Umudu, güveni, sevgiyi, ruhumuzu, emeğimizi, ekmeğimizi çalanlara karşı sazımızla, sözümüzle yürümeye, halkın en meşru silahları ile verdiği mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz. Savaş moralle byürü. Moralimizi bizden çalamayacaksınız.

Türkülerimiz kazanacak.