Murat işe başladığında fabrikada Hayri Kestavur olayı konuşuluyordu. İşçiler burnundan soluyordu. Daha önce bu kadar büyük bir üretim tesisinde hiç çalışmamış Murat, etrafındaki gergin ortamı bir yabancı, bir turist gibi izli- yordu. Bir defasında neler olup bitti- ğini, Hayri Kestavur’un kim olduğunu çalıştığı kısmın postabaşına sormuştu ama net bir cevap alamamıştı. Sonra da zamanla merakı kaybolmuştu.

“Hayri Kestavur kovulmuştu, “Hayri Kestavur olmasa birlik olmazdı,Sendi- ka Hayri Kestavur’u satmıştı, “Bundan sonra Nurullah Bey işçinin anasını ağ- latacaktı, “Hayri devrimciydi ya ondan kovulmuştu İşe başladığı günden beri bu sözleri her gün duyar olmuştu Murat. Anlayabildiği tek şey Hayri de- nen bir adamın işçilerin haklarını sa- vunduğu ve bu yüzden işte atıldığıydı. İşçiler de bunu sindiremiyor sabah ak- şam patrona sövüyor da sövüyorlardı. Daha da ötesini sorup soruşturmak hiç

içinden gelmiyordu. Onun bambaşka dertleri vardı şimdilik. Yaşadığı evle yeni başladığı fabrika arasına sıkışmış yaşamında geçim derdiyle uğraşıyor- du.

Murat yirmili yaşlarında çok sade bir delikanlıydı. Bu sade yaşamında gez- me tozma, yeme içme, kahvede zaman öldürme gibi şeyler yoktu. Çalışmıyor- sa evindeydi. Ya televizyon başında olurdu ya da bahçede çiçek büyütür ot yolardı. Anası babasıyla kalıyordu. Bu yaşlı insanlar da Murat’ın bu “evcimen” hallerine iyice alışmışlar, oğlan biraz eve gecikse kaygılanır olmuşlardı. İşsiz geçirdiği günler dışında hayatından, halinden memnundu Murat. Zoraki bir memnunluk elbette… Üç kişilik hanede yalnızca Murat çalışıyordu. Bir de köy- deki tarlalardan yılda üç-dört bini aş- mayan gelirleri vardı. Faturalar ödenip, soba yanıyor, tencere kaynıyorsa sorun yoktu. Zengin olmak ister miydi, bilmi- yordu. Çok kazanmak, çok kazanmak

sürekli çabalamak anlamsız geliyordu ona. Bazen böyle türlü türlü sorulara cevap aramaya çalışır, ama kafasını çok da yormak istemezdi.

Fabrikaya başlamadan önce yaklaşık bir sene işsiz gezdi Murat. Birkaç ay köyde dayılarına yardım etti. Sonra İstanbul’a dönüp bir iki yerde tezgâh açtı, işportacılık yapmayı denedi. Fakat sürdüremedi bunu. İşsiz geçirdiği bir sene çile olmuştu kendisine. Kimi gün- ler iyiden iyiye dara düştüler. Kimi gün- ler hısım akrabadan yardım istediler. Sonunda bu fabrikaya girince Murat rahatladı da morali yerine geldi.

Bir gün yemekhanede tek başına ye- meğini yerken avluya doğru yürüyen bir kalabalık gördü. Postabaşısı da ara- larındaydı. Murat’ı görünce el etti. He- men kalktı, kalabalıkla birlikte avluya doğru yürümeye başladı. Avlu denen yeri ilk kez görüyordu Murat. Bu geniş alanın sağında ve solunda atölyeler ve bazı bürolar vardı. Avlunun orta yerin- de depo kapısının ağzında taşımada kullanılan bir vinç ve forkliftler vardı. Yine avlunun ortasında bütün buraları rahatlıkla izleyebilecek iki katlı bir ofis vardı. Ofisin ön cephesi olduğu gibi camdı. Burası patronun makamıydı. Nurullah Tiryaki, bu ofiste bir oraya bir buraya dolaşarak neredeyse fabrikanın tamamını denetliyordu. Birileri şama- tayı uzattı mı, hoop hemen yanlarında bitiveriyor, şöyle bir kendini gösteriyor- du. Bir tezgâh boş mu kaldı, fabrikanın içinde dört dönüyor ustasını bulup eliyle tezgâhın başına kadar getiriyor- du. İşçinin saçına sakalına, içtiği siga- raya bile karışan bir adamdı Nurullah Tiryaki. Altmışını geçmişti ama en fazla kırk beşinde gösteriyordu. Çok esmer, zayıf, uzun boylu bu adam sinirlenin- ce suskunlaşır ama içinde patlayan volkanlar gözünden belli olurdu. Kimi zaman babacanlığı tutar işçilerle sohbet edip gülüştüğü de olurdu ama mesaiye çalışma verimine gelince pes- tillerini çıkarana dek çalıştırırdı onları. Bundan on sene evvel o zamanki yüz on işçisi hep birlikte sendikalı olmuştu da Nurullah Tiryaki hiddetinden deliye dönmüş, baş ağrılarıyla kıvranmış so- nunda edemeyip bir hafta fabrikaya adımını atmamıştı. Yerine kardeşi gelip işleri idare etmişti. Fakat el mahkûm zamanla işçilerin bu örgütlü yaşamına alışmıştı. O günden sonra fabrikada kimi önemli direnişler ve grevler de gerçekleşmiş bir ölçüde dize gelmiş- ti bu yaşlı patron. Fakat sendikaya ve işçilere verdiği sözleri asla tam olarak yerine getirmemiş, bu konuda tam bir ikiyüzlü politika izlemişti.

Nurullah Tiryaki bürosunun önündeki balkonun demirlerini sıkı sıkı tutmuş, bir kalem gibi dimdik duruyor ve av- luda toplanan kalabalığı izliyordu. Pat-

ronu gören kalabalık sessizleşti. Sonra gelişi güzel cümleler yükselmeye baş- ladı kalabalıktan.

“Nurullah Bey sözünde dur!” “Ücretlerimizi öde!”

Yemekhane..., “Zam..., Kreş..., Tazmi- nat...

Cümleler, sözcükler Murat’ın kafasının içinde dönüyor ama hiçbir şey anlamı- yordu. Hadi sen de iki çift laf et deseler tövbe billâh bir şeycikler diyemezdi. Birden içini garip bir korku kapladı. Oradan ayrılmayı, uzaklaşmayı düşün- dü bir an. Neler olacağını kestiremiyor- du. Ya şimdi patron, dört metre yüksek- ten bir ilah gibi kendilerini izleyen bu adam bağırıp küfretse defolun gidin lan fabrikamdan” dese ne yapacaktı. Ya dönüp de “Ulan Murat, ulan deyyus işe gireli daha bir ay olmadı sen de mi bana başkaldırdın?” dese… Gereğinden fazla kaygılandığını düşündü. Patron 

ne bilsindi Murat’ı. Bin tane Murat var emrinde hangi birini bilip tanıyacaktı. O bunları düşünürken Nurullah Tirya- ki’nin ofise girdiğini fark etmedi. Pat- ronun peşinden iki işçi merdivenleri adımlayarak ofise girdiler. On beş daki- ka geçmeden işçiler geri çıktılar. İşçiler- den biri daha ofisin balkonundayken “Haydi arkadaşlar yemekhaneye geçe- lim, orda konuşalım” dedi. Fabrikanın üç kısmından yaklaşık yüz işçi yemek- hanenin orta yerine hilal biçiminde oturmuş az önce kendilerini buraya davet eden işçileri dinliyorlardı.

“Arkadaşlar Nurullah Bey kıvırıyor yine. Ne vaat ettiyse hepsinde sorun çıka- rıyor. Ücret artışlarını iki yıla yaydım diyor. Cumartesi mesaisiyle ilgili söz vermedim diyor. Boşta kalanlar olursa diğer kısımlara kaydırırım diyor…” “Diyor babam diyor!” diye gürledi bir işçi. Gülüşenler oldu bu çıkışa.

“Bu adam söz vermedi mi, sendikayla anlaşıp altına imza atmadı arkadaş!” Temsilci işçi tekrar sözü aldı:

“Ben diyor sizinle muhatap olmam. Sendikanızın bölge temsilcisi gelecek onunla konuşurum, o denetler ben de uygularım diyor.”

Murat olanları anlamaya çalışırken yine sesler birbirine karıştı.

“Oyalıyor bizi oyalıyor!”

“Bölge temsilcisine para mı yedirmiş!” “Hayriyi yediler Hayriyi

Öğlen paydosu olmasına rağmen kimse atölyelere gitmiyordu. Mesele- yi iyice konuştular. Sendikanın bölge denetçisini beklemeye karar verdiler. O gelene kadar çalışmayacaklardı. Me- sele böyle bağlanınca kalabalık biraz rahatladı. Çay içip sohbet etmeye baş- ladılar. Murat da böylelikle tam olarak neler olduğunu ve Hayri Kestavur ola- yını öğrenme fırsatı yakaladı.

Bundan iki ay önce fabrikada büyük bir

direniş olmuştu. Nurullah Tiryaki’nin işçilerin sosyal haklarını gün be gün çiğnemesi ve ücret artışlarında bir an- laşmaya varılamaması nedeniyle üç günlük grev yapılmış sonrasında bir gelişme olmayınca fabrika işgal edil- mişti. İşler bu noktaya gelmeden evvel sendika birçok adım atmıştı ama nafile, sonuç vermemişti. Patronun inadı ve pervasızlığı direnişi körükleyip başka boyutlara getirmişti. Fakat işçilerin ör- gütlenip patronun karşısında bir güç haline gelmesinde kuşkusuz Hayri Kes- tavur’un emeği vardı.

Hayri Kestavur devrimciydi, devrimci bir işçiydi. Sendikada çalışır, kampan- yalar örgütler, tüm kısımlara dergi da- ğıtır, özel toplantılar yapardı. İşçilerin bir kısmı seviyor bir kısmı da çekindi- ğinden pek yanaşmıyordu ona. Hayri Kestavur’u işçilerin gözünde kahraman yapan şey onun bu direnişteki rolü ve patrona karşı aldığı uzlaşmama tavrıy- dı. Güç katıyordu işçilere.

Direnişin ilk günlerinde bırakma ey- lemi yapıldı. Nurullah Tiryaki masaya oturana dek greve başlandı. Kısa sü- rede de patron görüşmeyi kabul etti. Hayri Kestavur ilk toplantıya elinde bü- yükçe bir dosyayla geldi. Daha önce im- zayla kabul ettiği fakat sonra ihlal ettiği her şeyi tek tek koydu patronun önü- ne. Bu yaptığının ne anlama geldiğini ve işçilerin her türlü direnişinin meşru olduğunu ısrarla anlattı. Hayri Kesta- vur’un ilk toplantıdaki bu çıkışı kulak- tan kulağa yayıldı fabrikada. Sendika temsilcileri bile böyle savunamamıştı işçileri. Fakat patron geri adım atacağı yerde iyice öfkelenip görüşmeleri kesti. Herkesi işten çıkarmakla tehdit etti. Bu tehdit karşısında kimi işçiler tereddüt- ler yaşasa da Hayri Kestavur’dan işten çıkarmalara karşı fabrikayı işgal önerisi kabul edildi. İşçiler bu kararlarını pat- ronlarına duyurmak için ona küçük bir

sürpriz hazırladılar. Ertesi sabah fab- rikaya gelen Nurullah Tiryaki ofisinin yanındaki vinçte asılı duran yeni torna tezgâhını gördü. Almanya’dan getirtti- ği on tonluk yepyeni torna tezgâhı altı metre yükseklikte sallanıyordu. Adam öfkeden deliye döndü. Bu kadarı da ol- mazdı. Gerçekten bu kadarını da bek- lemiyordu. Bu sabah atölyeye götürül- mesi gereken torna tezgâhını bilerek vinçte bırakmışlardı. Bir de onunla dal- ga geçercesine. Bir müddet hiçbir şey söyleyemedi. Sonra avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.

“Ulan indirsenize tezgâhı. Ne zamandır asılı duruyor orda!”

Sesi bütün avluda ve yemekhanede yankılandı. Sonra o derin sessizliğin içinden Hayri Kestavur’un sesi duyul- du.

“Buyur, gel sen indir Nurullah Bey. Sen sözünde durana dek biz çalışmıyoruz. Fabrikayı da terk etmiyoruz. Bize rağ- men hiçbir şey de yapamazsın.

O esnada üçerli beşerli gelen işçiler avluyu doldurmuşlardı. Nurullah Tir- yaki yine o bilindik sessizliğine bürün- dü ağır adımlarla işçilere nefret dolu bakışlar fırlatarak fabrikadan ayrıldı. Fabrika artık bayram yeri gibiydi. Tüm kapılara ağır makineleriyle barikat- lar kuruldu. Fabrikanın dışında kurulan çadırda misafirler ve basın kabul edildi. İkinci günün sonunda Nurullah Tiryaki birkaç jandarma eşliğinde fabrikaya geldi. Çadırdakiler hemen içeri haber gönderdiler. Hayri Kestavur ve birkaç işçi içerden ağır adımlarla geldiler. Patron selamlaşma gereği duymadan “Yaptığınız yasadışı” dedi, “üretimi dur- durdunuz, fabrikayı işgal ettiniz, kapı- lara barikatlar kurdunuz. Tüm bunları sıralarken göz ucuyla jandarma astsu- bayına bakıyordu. Hayri Kestavur eliyle “yeter” gibi bir işaret yapıp sözü aldı:

“Orada dur bakalım. Yasadışı işler ya- pan sensin. Sözleşme imzaladın, vaat- lerinin hiçbirini yerine getirmedin. Seni uyardık, sözünde dur yoksa biz üretimi durdururuz dedik. Bizi muhatap alma- dığın gibi bir de kovmakla tehdit ettin. Şimdi jandarmayla geldin diye sen ya- salsın biz yasadışıyız öyle mi?”

Patronun öfkesi iyice doruğa tırman- mıştı. Mırıldanıyor, gırtlağı gıcıklanıyor, ne yapacağını bilemiyordu. En son için- de büyüyen haykırış dışarı fırladı:

“Boşaltın ulan fabrikayı, yasadışı ya- pıyorsunuz!”

Hayri Kestavur da tutamadı kendini. “Tamam ulan deyyus, biz yasadışı ya- yoruz. Gücün varsa girersin içeriye.

Jandarma komutanı da son sözlerden nasibini almış gerilmişti. Nurullah Tir- yaki’nin esmer yüzü iyice karardı. Kaşı, bıyığı, ağzı, gözü seçilemez oldu. Hiçbir şey diyemeden gerisin geri arabasına doğru yürüdü. İşçiler patronlarını ve onu takip eden jandarmaları ıslıklarla uğurladılar. İşçinin moral gücü çok yük- sekti. Patron korkuları kırılmıştı artık. O akşam avluda kalabalık bir toplantı ya- pıldı. Hayri Kestavur’un davetiyle gelen devrimciler tecrübelerini ve direnişte nelere dikkat etmek gerektiğini anlat- tılar.

Ertesi sabah Nurullah Tiryaki bir aracıy- la haber gönderdi işçilere. Sendikay- la, yani işçilerle el sıkışmak istiyordu artık. Fakat bir şart koşmuştu. Hayri Kestavur’un görüşmeye gelmesini ke- sinlikle istemiyordu. İstediği de oldu. Hayri gitmedi görüşmeye. Patron tüm talepleri tekrardan kabul ettiğini ve iş- çilerin istediği biçimde uygulanmasını kabul etti. Fakat Hayri Kestavur’u işten çıkarma şartı koydu. İşçiler bunu kabul etmeyerek anında görüşmeyi kestiler. Patron yine haber gönderdi.

“Hayri’ye çift tazminat vereceğim, gelin anlaşalım” diyordu.

Nurullah Tiryaki kafaya koymuştu Hay- ri’yi kovacaktı.

“Gerekirse kapatırım, satarım fabrikayı. O adam benim bulunduğum yere adı- mını atmayacak” diyordu. İşçiler ikinci görüşmeye de gittiler. Bu kez yanların- da sendika merkezinden yöneticiler de vardı. Amaçları anlaşmaya varmak ama Hayri’yi de kaybetmemekti.

Patronun Hayri’yi istememesinin nede- ni onu küçük düşürmüş olması, dalga geçer gibi torna tezgâhını ofisinin ba- şında armut misali sallandırması değil- di. Hayri devrimciydi. Diğer işçilerden farklıydı. Farklı bakıyordu, farklı konu- şuyordu. Adamla yan yana gelince ge- rim gerim geriliyordu işte… Diğer işçiler içinde çok kötü bir örnekti Hayri. İşte bu yüzden gitmeliydi. Fakat ikinci gö- rüşmede ilginç bir gelişme oldu. Sen- dika merkezinden gelenler öneriyi ka- bul ettiler. İşçileri de ikna ettiler. İşçiler istediğini aldı. Yine imza altına alındı her şey. Hayri Kestavur da çift tazminat alarak işten ayrılmaya razı oldu. Bir ar- kadaşlarının işten çıkarılması pahasına da olsa işçiler direnip kazanmıştı.

Murat bütün bunları büyük bir heye- canla dinledi. İşçilerin en basit hakları- dahi alabilmek için yapmak zorunda kaldıkları şeylere hayret etti. Ama bü- tün bu olanlardan iki ay sonra patron işçileri yine oyalıyor, sözünde durmu- yordu. İşe yeni girmiş olsa da bizzat ta- nık oluyordu yaşananlara.

Yaklaşık üç haftadır gördükleri ve bu- gün duydukları yeni sorular sorduru- yordu Murat’a. Peki ya şimdi ne ola- caktı? Yeni bir direniş mi başlayacaktı? Belki de topluca işten çıkarılacaklardı. Kendisini hiç beklemediği bir anda iş- ten atılmış olarak düşündü. Dehşete kapıldı. Şimdi bütün işçiler bir iki gün

içinde fabrikaya gelecek olan sendi- kanın bölge sorumlusunu bekliyordu. Her şey o zaman belli olacaktı. Gelecek olan kendi sendikalarının bir yönetici- siydi ama işçiler çok tedirgindi. Belki de daha zahmetli ve uzun bir süreç baş- layacaktı onlar için. Üstelik artık Hayri gibi bir arkadaşları da yoktu yanların- da.

Bölge sorumlusunun geleceği gün Nurullah Tiryaki erkenden ofisindeki yerini aldı. Düşüncesi denetlemeye gelen sorumluyu bir şekilde ayartmak ve kendi istediğini yaptırmaktı. Rüş- vet bile vermeye hazırdı. Sorumlunun hukuki yolların önünü açmasından çekiniyordu. İşçiler de yemekhanede toplanmış merakla bugünün neler ge- tireceğini bekliyordu. Daha doğrusu gelen yöneticinin nasıl bir tavır alaca- ğını merak ediyorlardı. Bundan son- raki hamleleri buna bağlıydı. Nihayet öğleye doğru merkezdeki sendika yö- neticileriyle birlikte bölge sorumlusu fabrikaya geldi. Nurullah Tiryaki onu karşılamak için ofisinin balkonuna çık- tı. Her zamanki gibi dimdik duruyordu. İnce bıyıklarının altındaki gülümseme avlu girişinden bile seçiliyordu. İşvereni denetleyecek olan sorumlu ağır adım- larla avluda ilerlerken işçiler büyük bir şaşkınlıkla kendilerine gülümseyen bu adamı seyrettiler. Adamın yürüyüşün- den, dudağındaki tebessüme kadar bir başkalık vardı. İşçilerin coşkulu şaşkın- lığı patronun yüzünü yağmur bulutları gibi karartmıştı. Sendikanın geçen ay bölgeye sorumlu olarak atadığı Hayri Kestavur gözlerini Nurullah Tiryaki’ye dikmiş, onun ofisine çıkan merdivenle- ri adımlıyordu.

İlgili Yazılar