Şairin dediklerine kulak verecek olursak; Nisan ‘’en zalim’’, Mayıs da “dişi ay’’, Mart ‘’ateş’’, Eylül ‘’karanlık’’, Ağustos ise ‘’güneş’’i mi İfade eder sadece? Yahut aylar sadece böyle mi hatırlanmalıdır? Değil.

Hazirandayız… Kavgamızın ozanlarından Hasan Hüseyin’in dediği gibi; ‘’Haziranda ölmek zor’’ işte. Birinde İstanbul Maltepe’de Cevahir kahpece vuruldu. İkisinde Ahmed Arif’i yitirdik. (2 Haziran 1991) Üçünde Nazım usta göçtü bu dünyadan… (3 Haziran 1963, Moskova)

Yaralıdır ozanın yüreği, dizelerine ‘’haziranda ölmek zor’’ diye düşer. Bizim de yüreğimize Nazım düşer bu vakit; selam eyleriz ustaya dilimizde Yannis Ritsos’un dizeleriyle: ‘’Nazım/Sen bizi öyle çok sevdin/ biz seni öyle çok sevdik ki/ küçük adınla çağırır herkes seni/ herkes sen der sana/ Fransa da, Rusya da, Yunanistan da/ Aragon da Nazım/ Neruda da Nazım/ ben de Nazım/ özgürlük ki adlarından biridir senin/ o senin en güzel adın/ Selam Nazım’’

Che Guevara, Granma yatıyla Küba Devrimi’ne doğru yola çıkmadan önce ailesine yazdığı son mektubun son satırında Nazım Hikmet’ten alıntı yapar: “Geleceğim Küba Devrimi’yle bağlantılı. Onunla beraber ya galip geleceğim ya da öleceğim. Öngörmediğim bir nedenden dolayı daha fazla yaşayamazsam, eğer kader beni yenilgiye taşırsa, her ne kadar yerinde olmasam da, içten olan bu satırları bir veda olarak kabul et. Hayatım boyunca doğrularımı hatalarla ve denemelerle aradım, doğru yolda ve beni kurtaracak kızımla ilerlerken bu döngüyü kapattım. Şu andan itibaren ölümümü bir sıkıntı olarak düşünmüyorum sadece, Türk şair Hikmet gibi, mezarıma sadece bitmemiş bir şarkının üzüntüsünü götüreceğim.”

Nazım, bizim Nazım, “Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi/ Kimi Odesa’da yatar, kimi İstanbul’da Prag’da kimi/ En sevdiğim memleket yeryüzüdür/ Sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi’’ derdi. Biz, yeryüzüyle örteceğiz onun üzerini… Öyle de örtülüdür.

Hazirandayız… Elbette, ‘’haziranda ölmek zor’’dur. İki yiğit insan; Hüseyin Çukurluöz (22 Haziran 2004) ve Bekir Baturu (23 Haziran 2004) F tipi hücresinde birlikte bedenlerini ateşe vererek ölümsüzlüğe uğurlandılar. Çünkü halkın davası için sonsuz yaşamaya karar verenler ancak ölümden korkmayan ölümsüzlerdir. Onlar kavgada yaşarlar. Fidel Castro şöyle der: “… Bazı insanlar hiç ölmezler. O kadar güçlü, kudretli, yoğun bir varlıkları vardır ki öldüklerini, yok olduklarını düşünmek imkansızdır. Özellikle de duygularımızda ve hatıralarımızda sürekli var oldukları zaman.’’ Bunun için, “Bir insan ne zaman ölür?” sorusuna Romalılar, eski bir taş yazıtta şöyle yanıt vermişler: “Onu en son anan insan öldüğü zaman”

Haziranda ölmek zor’’du…84 ölüm orucunda dört karanfil olmaktı; APO, HAYDAR, FATİH ve HASAN olmaktı.

Onlar Nazım Hikmet’in, “1+1=Bir”inde,’’Biz bugünün kahramanı/ yarının/ münadisiyiz/ Bu durmadan akan, yıkıp yapan/ akışın/ çizgilenmiş sesiyiz/ Biz adımlarını tarihin akışına uyduran/ temelleri çöken emperyalizme vuran/ yarını kuranlarız/ o duvar/ duvarınız/ vız gelir bize vız!..’’ diyenlerdir.

‘’Haziranda ölmek zor’’du. Semiran Polat’ın ölümü en zoruydu. Semiran Polat 24 Haziran 2004 tarihinde halkın adaletini uygulamak için çıktığı yolda üzerindeki bombanın patlaması sonucu aramızdan ve kavgamızdan erken ayrıldı. Zamansız bir gidiş oldu onunkisi… Kırmızı karıncanın öyküsüne benzer… Hani koca bir dağın ardında tünel kazan kırmızı karınca vardı ya, işte tam o sırada yoldan geçen insanoğlu karıncaya sorar: ‘’Karınca kardeş ne yapıyorsun?’’ Kırmızı Karınca; ‘’Görüyorsun ya, tünel kazıyorum. Bu dağın ardında sevgilerim var, sevdalarım, umutlarım var benim’’ der. İnsanoğlu bu ya, bir karıncaya bir dağa bakıp sormuş; ‘’İyi de bu dağı bitirmeye ömrün yetmez. Boşuna uğraşma’’ Karınca bir gözünde umutsuzluk gözyaşı diğer gözünde umut gözyaşıyla yanıtlar: ‘’Olsun. Bitirmezsem de bu uğurda ölürüm ya!’’

Hazirandayız. Evet, “Ve bizim bir haziranımız/ Bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ Çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış/ Çünkü ellerimiz, başımız ve kanımız/ Hayasız pençelerini kokuyla gizleyen/ Bir olgu olmayacaktır sana/ Ölülerimiz toplanacaktır/ Doldurulan bir kıyı gibi.”

Öyle de oldu… Bir halk ayaklandı. Günlerce süren bir direniş oldu. Gezi Parkı’nda başlayan direniş ve ayaklama tüm ülkeye yayıldı. Bizim Haziranımız, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik ve Berkin Elvan’dır…

Bu da gün gelir Grup Yorum’un söylediği türküdeki gibi, ‘’Alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü kanla yıkayan dostum/ senin/ uyurken dudağında gülümseyen bordo gül/ benim kalbimi harmlayan isyan olsun/ şimdi dingin gövdende/ uğultuyla büyüyen sessizlik/ birgün benim elimde/ patlamaya sabırsız mavzer olsun/ başını omzuma yasla/ göğsümde taşıyayım seni/ gövdem gövdene can olsun’’

Onlar kavgamızın isimsiz kahramanları, ölümsüzlüğe uğradıklarımız… Onlar sözlerini söyleyip ‘o güzel atlara binip gittiler’. ‘’Sevdik işte!/ Nazsız sözsüz kadir kıymet bilerek…/ Öldük işte!/ Tantanasız/ Geridekilere güvenerek!’’ **

*Pablo Neruda

*Gülnihal Yılmaz (Ö.Orucu şehidi)

İlgili Yazılar