Kendi kendine son bir kez düşündükten sonra önünde duran derginin tam da o sayfasını açtı. Açık olan sayfaya birkaç saniye bakıp hemen geri kapattı ve odadan hızlıca kaçtı. Ve Deniz o gün hiç kimseyle konuşmadı.
-Sen hiç uçan balık gördün mu Deniz? -Merak etmiyorum!
Deniz o gün daha evvelden ilgilendiği hiçbir şeye yüz vermedi ve de hiçbir şey yapmadı. Deniz o zamanlar yalnızca yedi yaşında, yaşıtlarına göre çok daha çelimsiz bir çocuktu. Sessiz sakin halleri daima hayal dünyasında bir yerlerde olduğunun işaretçisiydi.
Deniz’in babası tır şoförüydü ve karların çok yağdığı bir vakit yine uzun yola çıkacaktı. Yola çıkmadan evvel evlerinin bahçesinde Deniz’le uzun uzun kartopu oynadı. Deniz de o zamanlar küçük bir kartanesi kadardı. Deniz, babası kendisini havaya fırlattıkça güler ve o dakikaların hiç bitmemesini dilerdi. Bir süre sonra Deniz’in babası yola çıkmak üzere evden ayrıldı. Babası ne zaman yola çıkacak olsa Deniz bir kenardan onu izler bakışlarıyla sarılırdı boynuna ve babası en son onun yanına ge-
ŞUBAT2015 | TAVIR | 19
19-20 gizem oyku 2.indd 1 4jfc 2/5/15 12:32 AM
lir onu uzunca göğsüne yaslardı ve Deniz daha gitmeden babası, özlemeye başlardı.
Kara kışa rağmen yola çıktı Deniz’in babası. Tırı zorlamıştı bu kez onu, yol boyu defalarca lastiğindeki zincir çıktı ve ilk vardığı dinlenme noktasında sıcak bir demli çay içerken dönüp arkadaşlarına “tam beş defa değiştirdim zinciri, beş defa” dedi… Yorgundu ve yürürken zorlandığının o esnada orada olan tüm şoförler farkındaydı. Yürüyordu Deniz’in babası arabasına doğru biraz dinlenmek umuduyla ama düştü elinden çay bardağı ve Deniz’in düşlerinde kaldı babası.
Deniz balıkların uçabildiğini, herkesin eşit olması gerektiğini ve daha birsürü şeyi babasından öğrenmişti ve şimdi ilk kahramanını kaybetmişti. Hayata karşı çok savunmasız kaldığını düşünüyordu Deniz. Artık hayal dünyasından başka bir dünyası yoktu. Deniz artık kardan ve soğuktan nefret ediyordu ama sıcaktan da korkuyordu. Aklına o dergi sayfası geliyordu Deniz’in.
Murat Deniz’in bu halleri karşısında çözümler arıyordu. Onun güçsüz bir çocuk olmasını istemiyordu fakat Deniz Murat abisine artık soru bile
sormuyordu. Murat bir gün Deniz’e bir kitap aldı ve bunu birlikte okuyabileceklerini söyledi. Bir kartanes kadar küçük olan Deniz artık küçücük bir kara balık olmanın hayaliyle yatıp kalkıyordu. Ve sahiden de küçük kara balığın sonunu artık o da merak ediyordu.
Deniz bir sabah aniden uyandı. Gözlerini tavana dikti ve hiç kırpmadan uzun süre öyle kaldı. Babasını hatırladı. Neden ölmüştü babası, kar yağarken kar topu oynamak varken neden yola çıkmıştı, neden yormuslardı babasının kalbini… Soğuklardan nefret ediyordu. Kesinlikle soğuklar ve kar çirkindi. Bir anda o dergi sayfasını hatırladı. Ee öyleyse sıcaklar da kötüydü. Sıcaklar insan yakardı ve yanan insanlar o derg sayfasındaki gibi olurdu. Deniz kendini çok çaresiz hissetti ve kafasın yastığın altına alıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra ağlamaktan vazgeçmeye karar verdi ve gözyaşlarını silip hemen aşağı indi.
Bu esnada Murat da evdeydi. Denİz Murat abisini görünce koşup boynuna sarıldı ve uzunca süre başın göğsüne yaslayıp sessizce durdu Murat Deniz’e ne olduğunu sormadı ve onun anlatmasını bekledi. Deniz uzun süre Murat’ın göğsünde durduktan sonra kafasını kaldırıp kendisinin hemen büyümesi gerektiğini söyledi. Bu talep karşısında şaşıran Murat bunun nedenini öğrenmek istedi. Deniz ise anlamadığı şeyleri anlayabilmek için büyümek istediğini söyledi.
Deniz hayata dair sorular biriktire biriktire büyüyordu. Son derece zor geçen zamanların ardından “hayat mücadelesi” denilen bir kavramın gerçekliğine inanmıştı. Deniz yaşıtlarına göre çelimsiz bir gençti. Gücünün yetmediği işlerde gücünün isterse yetebileceğini, başarısızlıklarını isterse başarıya çevirebileceğini, emek vermeyi, değer vermeyi, değer görmeyi ve de üretmeyi öğreniyordu Deniz ve her yeni öğrendiği şeyde kendine olan güveni artıyor artık geceleri gözünü tavana dikip düşünürken çoğunlukla umutsuzluğa kapilmiyordu.
Deniz büyüdükçe küçük kara balığı,
kartoplarını ve o dergi sayfasını hiç hafızasından çıkarmadı. Deniz öğreniyordu. Yaşamın bir sanat eseriymiş gibi titizlikle işlenmesi gerektiğini, yaşadım diyebilmek için de mücadele etmek gerektiğini. Deniz her öğrendiği gerçek karşısında kendini biraz daha büyümüş hissediyor ve karlı bir yolda hiç düşmeden yürüyormuş gibi geliyordu.
Deniz çocukluk yıllarındaki sorularından şimdi gençliğine uzanan yolun nasıl bu kadar çabuk geçebildiğini düşündükçe şaşırıyordu. O hoşuna gitmeyen gerçekler karşısında hayal dünyasına kaçan ve orada yaşayan bir çocuktan, hoşuna gitmeyen gerçekleri değiştirme mücadelesi veren bir gence evrilmişti ve Deniz sordukça soru, aldıkça cevap büyüdükçe büyüyordu ve Deniz insanların neden aç olduğundan, babasının neden ölmek zorunda kaldığına kadar uzanan ve daima birkaç damla gözyaşıyla biten sorgulama süreçlerini artık ağlamadan, kendinden emin ve geleceğin güzel olacağına inanarak cevaplandırdığı için çok mutluydu. Deniz öğrenen insandı ve öğrendikçe büyüyebilendi.
Deniz Murat’ı hiç unutmadı. Onu yıllar boyunca görmese de onun söylediklerini, anlattıklarını hiç aklından çıkarmadı ve hayatı boyunca onun anlattıklarını, öğrettiklerini kendisine klavuz olarak kabul etti. Yıllar sonra birgün Murat çıkageldi-
ğinde yine koşarak onun boynuna sarıldı ve uzunca süre göğsüne başını yaslayarak durdu.
Murat Deniz’i bu kadar büyük hayal etmemişti fakat Deniz öfke, özlem, umut ve daha adı konulmamış birçok duygu ve düşünceyle yoğrulmuş olgunlaşmıştı vaktinden evvel… Deniz ve Murat yıllar sonra kavustuklarından konuşacak çok şey vardı fakat ikisi de çok uzun süre konuşmadan öylece kaldı. Ve Deniz kaldırıp başını dikti dolu dolu gözlerini Murat’in gözlerinin ta içine, “binlerce kişiye kaç kerede teşekkür edilir” diye sordu usulca. Murat her zaman ki sakinliğinde anlamak için dinlemeye koyuldu Deniz’i ve Deniz devam etti cümlesine “Ben kuşlardan bile küçükken hani o dergi sayfasında gördüğümde diri diri yananları sıcaktan nefret etmişken, ölünce babam karlı bir havada kin-lenince soğuklara kalmıştım çaresiz. Neden diye sora sora ya ağlardım ya öfkelenir ve hayrandım küçük kara balığa nasıl da kararlıydı ama… Elimden tutup büyüttüğün için, hayatı yaşanabilir kıldığın, ağız dolusu yaşadım diyebilmemi sağladığın için kişiliğimi yarattığın için, beni gerçekle tanıştırdığın için teşekkür ederim sana. Ama yalnız değilsin biliyorum ve ben işte bu yüzden soruyorum nasıl teşekkür edilir binlerce insana ve biliyorum öğrenmekten vazgecmezsem asla yarın teşekkür edilen binlerin arasında olacağım ben de”
Ve cümlesinin sonlarına doğru sesi titredi Deniz’in dayadı burnunu Murat’ın göğsüne ve derin bir nefes aldı ve Murat sustu gözlerinden birkaç damla yaş boşaldı.

İlgili Yazılar