Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun müzik birimi olan Kardeş Türküler’in yeni albümü “Doğu” geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik tarafından yayınlandı. Grup, daha önce de üyelerinden Feryal Öney ‘in solist olarak yeraldığı “Hardasan-Azeri Türküleri” ve daha sonra “Kardeş Türküler” albümlerini hazırlamış ve bu albümler de Kalan Müzik taraf ından yayınlanmıştı. Grup, müzik çalışmalarının hareket noktasını Kardeş Türküler albümünde “Anadolu’da yaşayan ve bu toprakların tarihini yüzyıllar boyunca birlikte oluşturan halkların ve toplumların kültürlerini, ‘halkların kardeşliği’ temasıyla yeniden gündeme getirmek ve bunu sanatsal/müzikal bir dille yorumlamak…” şeklinde açıklamıştı. Kardeş Türküler, yeni albümü “Doğu”nun kaset kapağı yazısında ise o döneme yaklaşımını “… amaçlanan, etnik ve kültürel açıdan çok kimlikli bir coğrafyanın genel resmini çıkarmaktı” şeklinde açıklıyor. Yeni albüm için de amaçladıkları şey in “… bu resimden sonra, müziklerin artık daha somut başlıklara dayalı prodüksiyonlar olarak ele alınması, ilk alb mün dramaturjisini ‘ayrıntılandırma’ olanağı sunacağı gibi, etnik müziklerle kurulacak deneysel ilişkiyi daha sağlıklı bir zemin oturtabilecekti.” olduğunu açıklıyor. Buraya kadar Kardeş Türküler’in kendilerini ifade ederken söyledikleri konusunda söyleyebileceğimiz çok fazla bir şey yok. Bu noktadan hareketle yapılanlar olumlu birer çaba olarak görülebilir hatta akademik y anlarıy la ön açıcı olduğu da kısmen belirtilebilir. Hiç kimse Kardeş Türküler’in de bahsettiği, halkların kültürel değerlerini yaşatma, konusunda yaptıkları çalışmaları küçümseyemez, üstelik destekçisi de olur.

Burada değinmeden geçemey eceğimiz bir kaç konu var. Kardeş Türküler isimli albümde -Kardeş Türküler albümünü kastediyoruz çünkü Hardasan, daha özel bir çalışmadır ve bu topraklarda yaşayan kültürlerin genel bir resmi değildir, daha bölgeseldir- yaptıklarını yeterli görüp hemen ayrıntılandırma yolunu seçmiştir. Oysa ilk albümde çıkartılan resim genel olmanın da çok ötesindedir. Bu albümde de çoğunlukla ‘doğu’ öne çıkartılmıştır.

ikinci albümün isminden de anlaşılacağı gibi doğuy a özel olması bu yarayla çok da değişik ve ayrıntılı bir çalışma değildir. Ya da diğer bir deyişle ilk albüm ne kadar genelse bu albümde o kadar geneldir.

Kardeş Türküler “Doğu” için yine şunları söylemektedir: “… Bu tür çalışmalarda, içeriği belirsiz bir ‘mozaik’ anlayışından kaçınılması, ‘farklılıkları ve ortaklıkları ortaya çıkarmaya dönük bir dramaturjinin izlenmesi daha doğru görünmektedir” Öncelikle içeriği belirsiz bir mozaik anlayışından ne kastedildiği belirsizdir. Bu ülkede kimler bu tür çalışma yapmaktadır? Yani kimler mozaik çalışması yapmaktadır? Soruyu şu şekilde genişletelim, aynı albümde ya da farklı albümlerde kimler Türkçe, Kürtçe, Arapça, Lazca, Çerkesçe, Ermenice… türküler seslendirmektedir? Bu şekilde müzik yapan kişi ya da grupların sayısı bir elin parmaklarının sayısını geçmez. Bunu Kardeş Türküler de bilmektedir. Diğer çalışmaların çoğu bölgeseldir. Antakya’da onlarca Arapça kaset çıkmaktadır, yine Anadolu’nun pek çok bölgesinde Kürtçe, Lazca türküler söylenmektedir ve bu türküler albüm haline de getirilmektedir. Kısacası bunlar da bölgeseldir. Hiçbirinin “mozaik” anlayışıyla üretildiğini düşünmüyoruz.

Kardeş Türküler iki albümle bütün bu çalışmaları küçümseme hakkına sahip olmamalıdır. Bu çalışmaların içeriği Kardeş Türküler’in inandığının tersine “belirsiz” değildir.

Bu tür çalışma yapanların yaptıkları da yine grup üyelerinin düşündüğünün tersine sadece “yok olmaya yüz tutmuş kültürlerin hatırlatılması” da değildir. Evet doğrudur, güncel bir mirasla karşı karşıya olunduğu gerçeği doğrudur.

Ama Kardeş Türküler bu noktadan hareket ederek kendi dışındakileri yanlış çizgide, kendisini de doğru çizgide görmemelidir. Ayrıca bu kültürlerin yok edilmeye çalışıldığı gerçeği de unutulmamalıdır. Eğer, bir dili, onun müziğini geliştireceksek onu önce koruyarak işe başlayabiliriz. Yoksa bir çok dilin yaşadığı dejenerasyon, gelişmeme ve hatta silinme konulan gündeme gelmezdi.

Kardeş Türküler ilk albümünde özellikle vurmalı çalgılardaki başarısı nedeniyle iyi bir yere oturmuştur. Her ne kadar grup üyeleri, “güzel türküler” seçmenin yanlış olduğunu düşünse de, işlerinin bu olmadığını söy lemiş olsa da bu kaygıyla hareket etmiş özellikle ilk albümünde güzel ve popüler türküler seçmiştir. “Burçak Tarlası” böyledir. “Düzgün Bawa” Dersim’in en çok bilinen türküsüdür. “Yandı Bağrım” popüler bir türküdür. “San Gyalin” Anadolu’da en çok bilinen Ermeni türküsüdür, popülerdir.

Yine albüm kapağında vurgulanan dramaturji kavramının doğru bir yere oturmadığını belirtmekte fayda var. Çünkü dramaturji öz olarak belli bir çatıyı ifade eder. Ve bu çatı müzikte daha çok biçimsel yanıyla değerlendirilebilir. Özellikle de “Doğu” albümünü dramaturjik bir çalışma olarak nitelendirenleyiz, aksi oldukça yanlış bir tespit olur.

Ayrıca “içeriği belirsiz ve geçişken” olarak nitelenen “doğu” kavramı da utangaçça savunulan mozaik anlay ışıdır. Neden belirsizdir “doğu”? Politik kavramı da çok nettir, coğrafi kavramı da öyle. Öyleyse albümde niye belirsiz. Çünkü albüm bir anlamda mozaikleşmiştir. Dramatik yapı söy lemi çökmüştür. “Yaşadığımız coğrafyanın doğusu” diye teorize edilen nedir? Marcel Xhalif Anadolu’da y aşay an Araplardan olmadığına göre yaşadığımız coğrafya ile vurgulanan nedir? Sorular çoğaltılabilir.

Kardeş Türküler böyle büyük iddialarla yola çıkıp kendisini bu alanda otorite olarak görmemelidir. “De Bila Beto” isimli Hakkari Türküsü için düşülen dipnotta bu türkü için şöyle deniliyor: “Hakkari yöresine ait olan bu go-wend (halay -b.n.-)form itibarıyla yeniden ele alınmış, doğaçlama bölümlerle şarkı formuna yaklaştırılmıştır…” Bunda sakınca yoktur en azından daha sıradan düşünen bir müzisyen için sakınca yoktur. Bölgedeki türküleri ayrıntılı işlemeyi hedefleyen, müzikal formlarda forma vurguyu hedefleyen bir müzik topluluğu ise böyle bir ifadenin altında ezilir.

Bir diğer sorun da “Kara Üzüm Habbesi” için geçerlidir. Bu türkü bir Urfa türküsüdür. Grup türkünün bölgede hem Türkçe hem Kürtçe söylendiğini öne sürmektedir. Bu konuda somut bir şey ortaya konmamaktadır, hatta bu türkünün ileri sürülen Kürtçe sözlerine de ulaşılamamaktadır. Grup farklı bir yöntem seçmiştir. Türküye yeni Kürtçe sözler yazılmıştır, hatta yeni yazılan Kürtçe sözler için de yeni müzik yapılmıştır. Neden böyle yapılmıştır, biz

anlamakta zorluk çekiyoruz. Yine yukarıda söylediklerimizi tekrar etmek zorundayız. Sıradan bir müzisyen için buna en fazla ‘olmamış’ diyebiliriz. Peki yukarıdaki iddiaların sahibi Kardeş Türküler neden böyle yapmıştır? Sorun açıktır, Kürtçe asimilasyona karşı duyulan öfke Kürtçe olmayan türkülerin de Kürtçe söylenmesi ısrarını getirmiştir. Burada ısrar kelimesini grup kendisi kullanmaktadır. Biz bu türkünün Kürtçe olduğunu ilk defa Kardeş Türkülerden

öğreniyoruz. İlk albümde de “Demme” için Kürt Alevi Semahı denmektedir. Tamam doğrudur, bu türkü Kürtçedir ama Kürt Alevi Semahı diye bir tanımlamaya ilk defa rastlanmaktadır. Semahı belirley en ana nokta Türk ya da Kürt olması değildir, dinsel yanıdır. “Demme” öncelikle bir Alevi semahıdır. O zaman Turna Semahı, Urfa Semahı ve Kırklar Semahı’na albümlerinde yer verenler de bu semahlar için Türk Alevi Semahı desin? Aslında niyet ortadadır. Grup iki albümde de aynı pencereden bakmaktadır ve bu bakış nedeniyle sağlıksız sonuçlar çıkarmaktadır. İkinci albüm müzikal düzenlemeler yanıyla da ilk albümün gerisindedir. İki albümü sırayla dinleyen bir kişi türküleri birbirinden ayırmakta zorluk çekmektedir, ikinci albümde kullanılan vokaller ve vurmalılar yeni, yaratıcı değildir. Aslında Kardeş Türküler’in en büyük handikapı buradadır. İlk albümü yeni olması yanıyla başarılıdır. İkinci albüm, ilk albümün başarısı dikkate alınarak dinlenmekte ama aynı hava yakalanamamaktadır. İlk albümün başarısı ne yazık ki en fazla bir kaç albüm daha etkisini gösterebilir.

Kardeş Türküler’e çalışmalarında başarılar diliyoruz ama en azından ilk albümlerinde söyledikleri gibi “mütevazı” olduklarında.

İlgili Yazılar