Ali Berktay’ın yazıp Ayşe Emel Mesci’nin rejisiyle Şehir Tiyatroları bünyesinde su- nulan Kerbela oyunu tarihsel bir süreci an- latmasından dolayı İdil Halk Tiyatrosu olarak özellikle izlememiz gerekiyor de- diğimiz bir oyun oldu. Oyunu izlemek için, izleyicilere dağıtacağımız Tavır dergileri- mizi de alıp Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne gittik. İzleyi- cinin yoğun bir ilgisi vardı. Halkın bağrın- da derin yaralar açmış olan Kerbela, yine halk tarafından sahipleniliyordu. Oyunla hedeflenen, tarihimizle ve günümüzle bir hesaplaşma mı yoksa suya sabuna dokun- madan tarihsel bir olayı anlatıp geçmiş geçmişte kaldı anlayışı mı? Kerbela nasıl anlatılmıştı? Oyuna giderken merak etti- ğimiz sorular bunlardı. Değerlendirmemi- zi de bu çerçevede yapmamız gerekir diye düşünüyoruz.

“Oyun, İslamiyet’in doğuşunda var olan insancıl ve demokratik düşüncelerin ikti- dar mücadelesiyle geçirdiği dönüşümü‘in- san‘ olgusuna barışçıl bir vurgu yaparak anlatıyor.”*

Oyunun üzerine oturduğu temel tam da bu. Oyunda gördüğümüz, insanları hüngür hüngür ağlatan işte bu düşünce. Peki, bu temel ne kadar sağlam olabilir? Kerbela’yı ne kadar tarihe, gerçeğe uygun anlatabilir? “İslamiyet’in doğuşunda var olan insancıl ve demokratik düşünce- ler”neler? Biz niye bilmiyoruz ya da var ol- duğu söylenen bu“demokratiklik”bize ne- den oyunda gösterilmiyor? Yönetmenin “insancıllıktan”ve“demokratik”düşünce- lerden anladığı ne? Cevabı sözün içinde aslında: “insan olgusuna barışçıl bir vur- gu yaparak anlatıyor.”İnsana dair olmayan,

iktidarı ele geçirmeye yönelik bir düzen- de“insancıllıktan”ve“barış”tan bahsede- meyiz. İnsani bir düzen değildir kurulan, “İslamiyet’in doğuşuyla”birlikte iktidarı ele geçirme mücadelesi söz konusudur. Ker- bela bu mücadelenin devamıdır.

Oyun, tarihsel-diyalektik bir bakış açısıy- la değil, idealist bir bakış açısıyla sahne- leniyor. Oyunda“iyiler”ve“kötüler”var. Bir tarafta“iyiler”, diğer tarafta“kötüler”. Oysa bir insanın değişimini, iyi-kötü yanlarının savaşım halinde olduğunu göstermesi ge- rekir. Muaviye ve Yezid neden kötü? İkti- dar kavgası var, haksız bir şekilde iktida- rı almaya çalışıyorlar. Ve egemenler hep acımasız olurlar. Sosyalizm dışındaki bü- tün düzenlerde iktidara gelenler neye göre“iyi”olacaklar. İktidarlar halkın zara- rı koşuluyla, yönetenlerin çıkarları üzeri- ne kuruludur. Oyunda bu gerçeklik, tarih- sel ve toplumsal koşulların önemi atlan- mış.

Dördüncü halife Ali’nin ölümüyle“iyilerin”

ve“kötülerin”savaşı başlar. Hasan, uzlaşma adına iktidarı Muaviye’ye bırakır. Muaviye iktidarını güçlendirmek için Hasan’ı öldür- tür. Muaviye’nin yerine haksız bir şekilde ge- çen Yezid ise Hüseyin’i ve ailesini, Hüseyin yanlılarını işkenceyle katleder. Oyunda an- latılan hikâye kısaca budur. Asıl önemli olan, bu hikâyenin, sahnede nasıl işlendiğidir.

Oyunda, bahsettiğimiz iktidar çatışmasın- dan ziyade, tarihsel kişilere yönelik bir an- latım var. Alevi inanışının merkeze alındığı ve Alevi kitleyi hedefleyen karikatürize edilmiş bir anlatım söz konusu. Samanyo- lu TV’de yayınlanan dini içerikli dizileri anımsatıyor oyun.Televizyon başında böy- le bir diziyi izliyormuşum gibi hissettim. Bu sefer Kerbela’yı anlatan bir dizi! Bu idealist bakış ve karikatürize edilmiş oyunculuklar, Kerbela’yı gerçeğe uygun anlatamaz. Oyun- culuklar çok zayıf. Seyirciye dönük, slo- ganvari söylemler, hikâyenin içinde olma- yan oyunculuklar tercih edilmemeliydi. İz- leyici kendi duygularıyla duygulandı, oyunun duygusuyla değil.

Peki, bu duygulanma nasıl bir duygulan- ma? Hüngür hüngür ağlayan izleyiciler bile vardı. Oyunu izledikten sonra kendi- mize dönüyor muyuz, yaşadıklarımızı ve bugünümüzü sorguluyor muyuz? Hedef- lenen, sadece duygulanıp, deşarj olup ay- rılan kitleler mi, yoksa bilinçlenen, bu bi- rikimle dolan, aydınlanan kitleler mi? Epik tiyatro anlayışıyla yapılmış aslında, ancak epik tiyatroyu izleyicisini değiştirip dönüştürmeyi amaçlayan bir tiyatro an- layışı olarak değil, teknik olarak kullanmış- lar. Epik tiyatro yalnızca teknik bir tiyatro anlayışı değil, seyirciyi rahatsız etmesi ge- rekir oyunun, düşündürtmesi gerekir.

Anlatıcı rolündeki Aslı Öngören epik tiyat- royu biliyor. Geçen sezon sahnelediği epik tiyatro örneği olan Vasıf Öngören ’in Zengin Mutfağı oyununda bunu göster- mişti. Aslı Öngören ‘in oyuna bu anlam- da bir katkısı olmadığını görüyoruz oyu- nu izlediğimizde. Oyunculuğu başarılı, hissederek oynuyor. Anlatıcının oyundaki yeri ise tam olarak anlaşılmıyor. Anlatıcı, oyunu toparlayan, oyunun düşündürmek istediklerini aktaran, seyirciyi yönlendiren bir işleve sahip değil. Oyundaki birkaç ka- raktere böyle bir işlev verildiği için, anla- tıcının rolü yerli yerine oturmuyor.

Oyunun en önemli sorunlarından biri de; izlediğimizde Yezid’e küfrediyoruz, peki günümüzünYezidleri? Kerbela bugün ne ifade diyor? Kerbela, bizlere tarihin için- den ne söylüyor ve biz ne diyoruz bugün, Kerbela derken tarihe? Muaviye, ölüm dö- şeğinde olduğu sahnede,“çapulcular”diye bağırıyor. İktidar halka her dönem aynı dili kullanıyor. Tayyip de Gezi eylemleri sıra- sında “çapulcular” diye bağırıyordu. Ha- tırlıyoruz bunu, tabi alkışlıyoruz. Söylenen sözler anlamlı. Biz çok duygulanıyoruz, he- yecanlanıyoruz bu sözleri sahnede duy- duğumuzda. Peki, yeterli mi bunlar, gü- nümüzün Yezidleri için?

Oyundan beklentimiz, gerçeğe uygun eleştirel bir dramaturjiyle Kerbela’yı anlatmasıydı. Ali Berktay’ın yaptığı dramatur- jide, oyunun söylemi sağlam temellere oturtulmamış. Ayşe Emel Mesci, koreogra- fide oldukça başarılı. Tiyatronun teknik olanaklarını kullanırken sakınmamış. Oyun, izleyiciye, uzun zamandır görmediğimiz bir görsel şölen yaşatıyor. Işık oyunları, dans- lar, koronun koreografisi, şarkılar… Etkile- yici, oyunun söylemini güçlendiriyor. Ali’nin ölümü sahnesinde ışık oyunları ve sis ma- kinesiyle yaratılan atmosfer, seyircinin için- den sahneye bir yol açıyor adeta. Işığın, dör- düncü duvarı yıkan yabancılaştırma aracı olarak kullanılmasının başarılı örneklerin- den biri oldu bu sahne. Orkestranın batılı enstrümanlar ağırlıklı olması ve kemanın bu kadar öne çıkması yerine bağlama ve ritim ağırlıklı daha bizi anlatan bir biçim buluna- bilirdi belki.

Oyunun sonundaki savaş sahnesi başarılı bir reji tercihiyle verilmiş. Ağır çekimle gösterilen kılıçla savaş sahneleri, tarihsel oyunlarda çokça karşımıza çıkan, birçok oyuncunun girdiği ve kargaşanın hakim ol- duğu savaş sahneleri “komik”liğini yaşatmıyor. Ağır çekimli kapışma ve oyuncu- luklardaki büyük büyük hareketler sahne- yi dolduruyor. Hüseyin ve ailesinin öldü- rüldüğü finaldeki bu savaş sahnesi doğ- ru bir teknikle verilmiş.

Okuyucularımıza, Kerbela oyununu tav- siye ediyoruz, izlenmesi gereken bir oyun. Eleştirdiğimiz noktalar var, güncelleştirme beklerdik, pek yok. Adeta Şehir Tiyatrola- rı versiyonu olmuş, yani birkaç ayrıntıda oto sansüre uğramış, deforme edilmiş bir tarihle karşılaşıyoruz. Ancak oyun bizle- re tarihimizi hatırlatıyor.Yezidler yaşama- ya devam ediyor hala ve Yezidlere karşı mücadele de devam ediyor. Yezidlerin alındığı Hacı Bektaş Veli anmaları, aşure- ler, cem törenleri… Ezilen halklar tarihi- ni unutmamalı. Zalimlerle aynı sofraya oturmamalı. Oyuna gidelim ve tarihimi- zi hatırlayalım, bir kez daha. q

*Şehir Tiyatroları 2014-2015 Kasım ayı programı broşürü

İlgili Yazılar