Bizim gibi emperyalizmin yeni sömürgesi olan ülkelerde krizler hiç bitmez. Tüm zenginliklerimiz emperyalistlere akıp gittiğinden, ülkemizin her karış toprağı emperyalizmin pazarı haline geldiğinden ve tüm alış verişimizi onlardan yaptığımızdan; ekonomik ve ona bağlı olarak siyasi kriz hep var olur. Marksist literatürde buna milli kriz diyoruz.

Ülkemizde milli krizin sürekli olarak var olması, ülkemiz egemenleri açısından bir yönetememe sorunu ortaya çıkartır. Sürekli yeni yöntemler, yeni hükümetler, yeni kurumlar arar dururlar. Öyle olmadı bir de böyle deneyelim, şimdi bir de bu şekilde bakalım… Bir deney tahtası gibi kullanırlar ülke yönetimini. Olan her defasında yoksul halka olur…

Ekonomik ve siyasi açıdan nispeten rahat olunan dönemlerde bir demokrasicilik oyunu oynanır örneğin. Ülkede çok şeyin değiştiğinden, özgürlüklerin her alanda kullanılabildiğinden bahsedilir.

Ama gün gelir herşey rafa kaldırılır. Faşizm gizli gizli değil açıktan uygulanır. Herşey yasaklanır. Baskılar, işkenceler, linçler, tutuklamalar had safhaya ulaşır. Bazen ordu, bazen polis eliyle bir terör estirilir ülkede… Görülür ki değişen bir şey yok. Çünkü yine sömürgesindir, buna bağlı olarak sömürge tipi faşizm ile yönetilmektesindir.

Çözümsüz kaldıklarında egemenler hemen korkuyu devreye sokarlar. Korkutarak, sindirerek yönetmeyi… En kolayı budur. Kitlelere aba altından değil açık açık gösterilir sopa. Haddinizi bilin, gıkınızı çıkarmayın denir… Bu dalga dalga yayılır bütün ülkeye…

Böyle dönemlerde muhalefette bir cılızlaşma olur genelde. Zaten icazet altında, çizilen sınırların içinde, ürkekçe yapılan muhalefet tümden ortadan kalkar.

Esas olarak devrimciler meydan okur bu azgın teröre. Onlar her türlü bedel ödemeyi göze alarak aynen sürdürürler mücadelelerini. Çünkü bilirler nedenlerini…

Peki aydın sanatçılar ne yapar böyle dönemlerde? Ve ne yapmalıdır?

Halkın en geri kesimleri gibi kabuğuna mı çekilmelidir? Evinden dışarı burnunu bile çıkarmamalı mıdır? Etliye sütlüye dokunmamalı mıdır? Biraz ‘rölantiye’ mi almalıdır? Ortalığın durulmasını mı beklemelidir?

Genelde olan budur. Düzen içi muhalefette olduğu gibi aydın sanatçılar içinde gözle görülür bir gerileme yaşanır böyle dönemlerde.

Oysa ki kitlelerle bağı, kitleler üzerinde yönlendiriciliği, ‘rol modeli’ özelliği oldukça güçlüdür. Ondaki korku ve karamsarlık katlanarak ulaşır halka. Tersinden kendine güveni, halka güveni, teslim olmaması, direnmesi de yine büyük bir moral güç olur. Faşist terörün alt edilmesinde belirleyici bir rol oynayabilir.

Böyle sessizliğe bürünülen bir dönemde bir tiyatro oyunu, bir film, bir konser, bir şiir, bir şarkı… Çok şeyin değişmesini sağlayabilir.

Aydın olan, sorunların kaynağını görebilendir. Ve kaynağı gören çözümünü de bilir. Bu bildiği çözümü halka da gösterir. Eğer sorunun kaynağını göremiyorsa, çözüm gücü yoksa, genel aldatmacaya, yalandan şişirilmiş güç gösterisine kanıyorsa, halkın en geri kesimleri ile paralel hareket ediyorsa orada aydın olmaktan söz edilemez.

Sanatçı aydın olmak zorundadır. Bunun için apolitik değil politik olmak zorundadır. Doğru düşünen, doğru sorgulayan olmak zorundadır. Bunu başaran bir aydın – sanatçı üretime de dönüştürebilir. İşte o üretimlerle büyük bir umut yayabilir. Halka moral verebilir. Vermelidir.

Sanatçı en kötü koşullarda coşkusunu, umudunu yitirmeyendir. Bunalımlardan bunalımla sürüklenmek, umutsuz, karamsar olmak, halka güvenmemek bir sanatçı tutumu olamaz. Halktan alıp yine halka vermek zorundadır.

Başa dönecek olursak; bir şiir hatta bir mısra, bir şarkı, bir konser, bir film, bir oyun, bir sergi… Bazen çok ama çok önemli bir araç olabilir.

Emperyalizm insanı istediği gibi yeniden şekilendirmek, insanı insan olmaktan çıkarıp kendisine yabancılaştırmak için; kısacası yozlaştırmak için sanatı nasıl kullanıyorsa; biz de aynı şekilde insanı insan yapmak, güçlendirmek, korkuları yenmesini sağlamak için kullanmalıyız.

Bu nedenle sanat korkuyu ateşe verip yaktığımız, zifiri karanlığı devirdiğimiz bir araçtır aynı zamanda…

Ben yapsam ne olur yapmasam ne olur, söylesem ne olur söylemesem ne olur, oynasam ne olur oynamasam ne olur denilmemeli. Unutmayalım ki tek bir mum devirir geceyi…