Leyla İle Mecnun adlı fenomen bir dizinin senaristi olarak tanınan Burak Aksak’ın ilk yönetmenlik denemesi olan “Bana Masal Anlatma, son dönemin eli yüzü düzgün bir filmi olarak beyazperdeye yansıdı geçenlerde.

Bir peri masalıyla başlıyor film. Güzel- liği ve saflığı yüzünden ölüme giden genç bir kız ve onun ütopyalarda yaşayan kahramanının hikayesi bu masal.

Bilinmeyen bir zamanın, hiç bilinme- yen topraklarından kaçan Ayperi, esaretine son verecek erkek için arayışına devam ediyor günümüz İstanbul’unda. Yolu babasının okuması için zorladığı ama babası ölünce okumayıp kariyerini(!) minibüs şoförü olarak tamamlamış Rıza ile kesişiyor ve olaylar bu zemin üzerinde şekilleniyor.

Bir mahalle filmi Bana Masal Anlatma.

Leyla İle Mecnun’un absürdlüğü de var, masalla gerçeğin bir aradalığı da… Yeşilçam melodramlarından küçük bir kesit de var, yakın süreç siyasi ve toplumsal olaylara göndermeler de… Mahalle kültürü de var, saf ve temiz bir aşk hikayesi de… Bütün bunlar iyi oyunculuklarla beslenince ortaya izlenebilecek, komik ve yakın süreçte bütün mahalleleri ilgilendirecek çok önemli bir konu olan “kentsel dönüşüm”e değinmesi yanıyla önemli bir film çıkıyor.

Adına “kentsel dönüşüm” denilen ama halkın ellerindeki tek serveti olan evlerini yıkıp tekellere peşkeş çekmekten öte bir anlam taşımayan devlet saldırısını konu alan diziler ve filmler yapılmaya başlandı. Kimi TV kanallarından ikinci-üçüncü bölüm de kaldırıldı, kimi daha ekrana çıkamadan engellendi. Bana Masal Anlat- ma bu anlamda “şanslı” sayılabilecek bir film. Yabancıların göz diktiği Suriçi Mahallesi halkının önce kandırılma ama daha sonra gerçekleri gören halkın bu saldırıya karşı direnmesini anlatan Bana Masal Anlatma, yine de yan konularına fazla yer verdiği için ve onları öne çıkardığı için bizim açımızdan eleştirilecek yanlar taşımakta… Filmin asıl konusu bu olmalıydı bizce. Çünkü bir film, gerektiğinden fazla konu içerdiğinde güçsüzleşiyor. Nihayetinde çok önemli bir konuya parmak basıyor ama o konuyu gerektiği ölçüde öne çıkarmıyor ve ne yapılması gerektiği noktasında bir şeyler anlatmıyor. Hoş bu yalnızca sosyalist gerçekçi bir yönetmenden ve filmden bekleyeceğimiz bir şey. Ama belli ki bu konu Burak Aksak’ı da ilgilendiriyor her insan gibi, kendine aydınım diyen her sanatçı gibi… İpe sapa gelmez veya suya sabuna dokunmayan bir konu da seçebilirdi Aksak ama bu kolay yolu denememiş.

“Türk Filmi” kavramının son dönem iyice muğlaklaştığı, Hollywood sinemasının ideolojik-kültürel etkisinin iyice kendisini gösterdiği bir süreçte, bizden espriler, bizden insani değerler içeren Bana Masal Anlatma, bizce önemli bir görevi üstlenmiş durumda. Bu nokta da Burak Aksak’ın çabaları büyümeli, diğer genç yönetmenler, bu toprakların halklarının sorunların beyazperdeye taşımalı ve her şeyi satıp savan, tüm değerleri ortadan kaldıran kapitalist düzene karşı bur duruş taşımalı. “Her şey para değil” düsturu, bu genç yönetmenlerin elinde ete kemiğe bürünmeli diye düşünüyoruz. Yılmaz Güney’le birlikte biçimlenen sosyalist gerçekçi sinemamıza ne yazık ki yeni bir şey katan yönetmenler pek çıkmıyor. Burak Aksak’ın böyle bir iddiası var mıdır bilmiyoruz, yani sosyalist gerçekçi sinema yapacağım, mesaj veren filmler çekeceğim diyor mu bilemiyoruz ancak böyle bir iddiası varsa bu sevindirici bir gelişme olacaktır. İlk filmi eli yüzü düzgün bir film olarak karşımızda duruyor. Sonrasının nasıl olacağına artık kendisi karar verecektir.

Filmde kurgusal aksamalar mevcut, geriye dönüşlerde atlamalar var ve bu kafa karıştırıyor. Melodram ögesi olarak filme eklenen Jilet ve Neriman aşkı sarkıyor ve gereksizliğini herkes anlıyor. Kahveci Nafi’yi oynayan Cengiz Bozkurt başta olmak üzere -kendinden başka kimseyi şair olarak görmeyen ve kendinden başka kimseyi sevmeyen Yılmaz Erdoğan dışında- tüm oyuncular kelimenin gerçek anlamıyla iyi oynamışlar ama filmde. Bu da filmin cünü artıran bir unsur bizce…

Kentsel dönüşüm konusunda yeni filmler mutlaka çekilecektir. Yenilerinin daha güçlü olması dileğiyle, bu konu da bir şeyler söyleyen Bana Masal Anlatma’yı izleyebilirsiniz.

İlgili Yazılar