Her kanalda farklı farklı diziler yayınla- nıyor. Aslında farklıymış gibi görünen ama toplasan hepsi birbirinin aynısı. Kin gütme, kan dökme, küfretme, cin- sellik, aldatma, yalan söyleme v.s de

v.s. Biri biterken diğerinin görüntüleri ekranları dolduruyor. Dizilerde çizilen hayatlarla, hayatımıza yön vermemiz için, özellikle gençliğimizi TV başına kilitlemenin ince taktikleri devreye so- kuluyor. Kimi zengin yaşamlara çağırı- yor, kimisi “yükselmenin” yollarını çizi- yor, hemencecik ulaşılan. Bir çığırtkan edasında çağırıyor gençlerimizi içine. Bunun için her sayımızda ya bir filmi değerlendiriyoruz, ya da TV program- larını,dizlerini

Bu sayımızın televizyon köşesinde, özellikle gençleri tesiri altına alan, bu yılın en çok izlenen dizilerinden birini, Medcezir’i ele aldık. Dizi, Amerika’da yayınlanan The O.C adlı bir dizinin Türk versiyonu.

Bir istatistiğe göre, ABD’den sonra en çok TV izlenen ülke imiş Türkiye. Med- cezir dizisi de yine Amerika özenticili- ğini yayan bir dizi.

Konusu ise zengin kızla, fakir oğlanın yaşadığı aşk. İstanbul’un kenar mahal- lelerinden birinde, Tozludere’de yaşa- yan Yaman’ın başı, ağabeyi yüzünden büyük derde girer. O güne kadar ka- derini değiştirmek için başarılı bir öğ- renci olmaya çalışan Yaman, O gece, istemeden suçla tanışır. Ve Yaman’ın temiz sicili lekelenir.

Yaman bütün ümitlerini kaybettiği anda, Av. Selim Serez’le tanışır. Selim,

Yaman’ın üstüne bulaşan çamurun ar- kasında, “gelecek vaat eden bir genç adam” olduğunu görür. Beladan uzak durmak için çırpındıkça daha çok ba- tan Yaman’ı kendi gençliğine benze- tir ve bu çocuğun hikayesinin, demir parmaklıklar ardında son bulmasına izin vermez. Yaman zengin bir avukat olan Selim’in yardım teklifini, önce (gerçek olamayacağını düşünerek) ciddiye almaz, ama eve döndüğünde çıkan olaylardan sonra artık hayatına kaldığı yerden devam edemeyeceğini anlar. Yoksul evden yükselen sesler bir kez daha Selim’e kadar ulaşır. Yaman bu kez Selim’in teklifini geri çevirmez ve kötü bir olay yüzünden hayatına giren bu adamın araladığı kapıdan bambaşka bir dünyaya adım atar.

Yaman, mucizelere gerçek hayatta yer olmadığını bilse de, o kapıdan içeri girmekten başka şansı olmadığını an- lar. Yaman’ı, sırtında taşıdığı geçmişiy- le, hiç tanımadığı insanların arasında, Tozludere’dekinden daha zor bir ha- yat beklemektedir.

Kulağa çok masum geliyor. Oysa böyle anlatıldığı gibi değil. Yaşanan kirli iliş- kiler, çarpık sevgiler vs vs… Bir başka- sını severken, hemen ondan ayrılıp bir başkasına aşık olmak gibi. Genç kızla- rımız dizinin zengin kızı olan Mira gibi (Serenay Sarıkaya) olmak istiyor. O ne giyiyorsa kendilerine de onun giydiği kıyafetlerden alıyorlar. Mağazalarda bile Serenay Sarıkaya’nın giydiği ti- şört, elbiseler diye satılıyor. Düşünün okuldan gelen gençler hemen dizinin tekrar bölümlerini izliyor, hiçbir bölü- münü kaçırmıyorlar. Gençlerimize, o dizilerdeki “insan” tipleri gibi olması, onlar gibi oturup kalkması, yaşama- sı, onlar nasıl düşünüyor, hangi olaya nasıl yaklaşıyorsa, öyle yapması daya- tılıyor. Oysa yalanlar dolu bir yaşamdır anlatılan.

Gerçekte böyle midir hayat? Hayır, böyle değildir. Gerçek olan yoksul- luğumuzdur, eve gelen faturalardır, evimizin kirasını zar zor toparlarken şaşalı dizi kareleriyle başbaşa bırakıl- mamızdır.

Beyinleri uyuşturmak, kendi sorunla- rından uzaklaştırmak, halkı o dizilerde yaşar hale getirmek ister. Her günü- müz böyle geçsin isterler. Çünkü böy- le geçerse faturayı düşünmeyiz, böyle geçerse inşallah deriz. Böyle geçerse günler de geçmiş olur işte. Akıp gider zaman yani. Sormayız etmeyiz, aklımı- zı çalıştırmayız çünkü.

Kendine güvensiz, kendi kişiliğinden, kimliğinden emin olmayan gençlik, bu dizilere özenir, etkilenir, onlarla za- man geçirir, sohbetlerini kaplar.

Kendine güvenen bir gençlik ise bur- juvazinin parlattığı yaşamlara kapalı- dır, kendi sosyal gerçekliği içinde ve oluşturduğu bilinçle yaşamı örgütler.

Bizim oluşturmak istediğimiz genç- lik de budur. Ülkesinde yaşananlara, olup bitenlere seyirci kalmayacak bir gençlik.. Dizi seyircisi değil, filmi çe- kilecek gerçek bir destanı yaratacak olan gençlik istiyoruz. Üreten, sorgu- layan ve hayata yön veren.