“İhanet, bir bilmecedir” diyordu, Ahmet Kaya bir şarkısında. Eden için bilmece olabilir ama ya edilen. O, bu bilmeceyi elinin tersiyle itip tek kelimeyle adını koyar. Öfkenin en sıcağı vardır o tanımlamanın içinde. Haklı ve sönmeyecek öfkedir bu. Çünkü, Nazım’ın dediği gibi o adam, arkadaşlarının başını altın tepside sunmuştur düşmana.
Hayat, bu iki tarafı ayrı yerlere koyar. Aynıları ayrı yerlere de sorar. “Buyrun seçin yerinizi” der sonra ve maalesef düşünmeye bile zaman bırakmaz. Yerinizi alacaksınız. Kahretseniz bile düşünme zamanınız yoktur. Hayat bu acımıyor işte. Çünkü hayat o zamanı size önceden vermiş ve düşünmeniz için yıllarını sunmuştur size. Siz, bu yıllardan edindiklerinizle, bir adımda geçersiniz yerinize.
İhanet, eğer hiçbir değer yeşermediği çağlarda kabul gören bir şey olsaydı, kuşkusuz bugün adı farklı olurdu. Fakat, yaşanmışlıklar edinilen değerler onu büyük kitlelerin lanetlediği bir davranış haline getirmiştir. Değerler, toplumsallığı, paylaşmayı hakim kılmıştır. Bu değerlerle yetişmiştir insan. Ancak, kendi şeytanını da içinde taşıyarak. En zorlu anların ve zamanların seçeneğidir ihanet. Karşısında duran kapı gibi kahramanlığın karşısına dikilmiştir ve hala yaşıyorsa ona itimat edilmesindendir. İhanet vardır ve hep yaşayacaktır. Elden bir şey gelmez. Ancak, onu bir kalemde silip atacak olan kalabalıklar ona yaşam alanı bırakmazlar. Hain ettiğiyle kalır. Bir parçacık yanıyla, kendi kendini kemirir ve ölür. İhanet verdiği zararla kalır. Hain, yalnızlaştıkça yaralar sarılır. Sarılan, toplumsal yaralardır. Hain, bir gruba, zümreye verdiği zararla kalmaz çünkü. O halkı yaralar. Ekmekten ve sudan da gerekli bir yerden yaralar çünkü.
İhaneti en çok yaşayanlardır bu ülkenin devrimcileri. Kahramanlıkları en çok biriktirdikleri gibi ihaneti de görmüşlerdir. Bu ülkede devrimcilik yaşadıysa, ihaneti bir kalemde silip attığı içindir. Bu ülkenin devrimcileri, sadece iktidar mücadelesi yürütmezler; ya da şöyle diyelim kurulacak iktidar, sadece bir ülkeyi yönetmek gibi reel bir anlayışa sığdırılamaz. Bir kültürü iktidara getirecektir devrimciler. Sadece sömürü ve zulmü kaldırmak için değil bu kavga. Halkın birlikteliği, özveriyi, fedakarlığı ve kirletilmemiş değerleri başa getirmek içindir de.
Bunca yıllık kavganın geldiği yere baktığımızda, tarihimize sığdırdığımız sayısız güzellik vardır. Savaş alanlarında doğan ve bir devrimcinin günlük yaşamında biçimlenen değerler. Devrimciler bu değerler için de ölüyor. Fakat, devrimciliğin saflığı için de savaşmak gerekiyor ve savaşılıyor da. Eğer devrimcilik iddiasıyla yola çıkanlar emperyalizmin kirlettiği sularda gezinip, çamurlu ayaklarıyla dünyamıza dalıyorsa, onlarla da savaşmalıyız ve savaşıyoruz da.
Son dönemde yaşadığımız küçük bir olay, bakın soldaki kirlenmenin nasıl bir dereceye geldiğine. Ve dönüp soruyoruz kendimize; nasıl da çürüyoruz sol yanımız?
BEKSAV tarafından düzenlenen Cegerxwin Sanat ve Edebiyat Yarışması’nın müzik alanında bu yıl birinci ve ikinciliğe değer ödül bulunamamış. Ancak, dikkate değer bir eser var bu yarışmada ve ödüllendiriliyor. Bir Karacaoğlan şiirini besteleyen Barış Yıldırım, bu ödüle layık görülüyor.
Kimdir Barış Yıldırım? 1995 yılına kadar, İzmir’de, Ege Kültür Sanat Merkezi’nde çalışır ve yine bu kültür merkezindeki Grup Günışığı’nın da elemanıdır. 1995 yılında tutuklanan Barış Yıldırım, o tarihten 2001 yılına kadar da tutuklu kalmıştır. 19 Aralık Katliamı’ndan sonra, F Tipleri’ne götürülen tutsaklar arasındadır. Barış Yıldırım, bu süreçte, ölüm orucuna başlayan dördüncü ekipte yeralmış ve direnişi ilerleyen günlerde ihanetle sonuçlanmıştır. Yanıbaşındaki Gürsel Akmaz şehit düşerken, birlikte tutuklandığı yoldaşı Murat Çoban -ki O da grup Günışığı’nda yer alan bir devrimci sanatçıydı.- şehit düşerken O, bu insanların şehit bedenlerine basıp dışarıya adımını atmıştır. Ortak oluşturulan değerler bir yana, kendi değerlerini, kendi kararını ezip geçerek ihanet etmiştir. Belirtmek gerekir; bugün hala süren ölüm orucu eyleminde 107 şehit varsa ve bu direnişin kazanımla bitmesi için hala yeni ekipler yola çıkıyorsa ve direniş hala sürüyorsa bunda iktidarın olduğu kadar, bu hainlerin de payı vardır. İktidarın ağzını sulandıranlardır onlar ve cesaretlendirenlerdir.
İşte, bu hain ödüllendiriliyor bugün sol tarafından. BEKSAV bünyesinde yer alan Sanat ve Hayat Dergisi, bu konuda hazırladığı sayfalarda, Barış Yıldırım’ın şarkısının notalarına ve yazdığı mektuba da yer vermiş. Ona da sıra gelecek ama önce sözümüz, sol adına yola çıkanlara olacak. Ne oldu, ne değişti ki artık hainler de ödüllendiriliyor. Eseri için mi, yaptıkları için midir bu ödül? Bu ayıbı ne kadar taşıyacaksınız içinizde. Yaşayanların değerleri ezildi ama ölenlerin değerlerinin üzerine bu lekeyi vurmak niye. Haini ödüllendiren sol, sol olabilir mi?
Bir tarihte yürüttüğümüz böylesi bir tartışmada, şöyle bir söz duymuştuk. “O size göre hain!” Bunu diyen de solun içinde yer alıyordu. Aklımız durmuştu. İhanetin size göresi, bize göresi olur mu? Gerçi, evet; olur. Fakat, şöyle olur. Sınıf savaşında karşısında yer aldığın güç için saflarımızdan çıkan hainler, hain değildir. Ancak, orada bile kurallar vardır. Onlar hain demese de o kişinin hain olduğunu bilirler. Hainlere de hiçbir yerde güvenilmez. Yani, burjuvazinin bu konularda ilkeleri katıdır. Düşünün ki biz bunu soldan duyduk. Şimdi ne duyacağız peki? Barış Yıldırım da bize göre mi haindir? Hainlik yeniden sınıflandırılacak mıdır? Hainlerden medet mi umulacaktır? Bu ödülü veren bir sol kendine nasıl bu sıfatı layık görecektir? Sakın, kimse bizim haksız olduğumuz, yanlış düşündüğümüz üzerine polemik ve demagoji üretmeye kalkmasın. Kimse hainliğin sınırlarını yeniden çizmeye de kalkmasın. İhanetin tarifi hayat içinde üretilen değerlerle yapılır. Eğer, değerler üretilmemişse ya da değerlerin üzerine basılıp geçilecekse, o zaman hainliğin tarifi değişir. Sol, solculuk, devrimcilik çürür ki buna da biz müsaade etmeyiz.
Hain Barış Yıldırım, Sanat ve Hayat Dergisine yolladığı ve utanmazca kaleme aldığı mektupta, kültür alanında gidilmesi gerek yol üzerine akıl veriyor. Doğunun, Ortadoğu’nun kültüründeki muhteşem birikimi anlatıyor. Evet Barış Yıldırım, doğunun değerleri ve kültürel birikimi muhteşemdir. Oraya sen de iyi bak. Orada, Irak’ı, Filistin’i göreceksin! Daha bıyıkları terlememiş gencecik delikanlıların en önde savaştıklarını, canlarını verdiklerini göreceksin. Evladının üzerine kapanan ve kurşunlara hedef olan babayı göreceksin. Utandın mı? Sanmıyoruz. Sola sesleniyoruz! Bırakın tencere yuvarlansın ve kapağını bulsun. İhanetin, hainlerin kapağı sol değildir, olamaz. Onlar, ait oldukları çöplükte çürümeye devam etsin. Aklayıp, solun içinde, ihaneti meşrulaştırmayın! Bunun acısını ilk ve en çok siz çekersiniz. Kendi değerlerini ezip geçenden, kimseye bir hayır gelmez; kendisine bile. Bu hainlere çanak tutmak, ancak ve ancak kirletir.

İlgili Yazılar