“Ve halk üzülecek

‘Ne acı,’ diyecek, ‘Ne acı’.

Unutulacak ama her şey, haftasına var- madan

Ve milletvekili

Ve maden ocakları sahibi Ve papaz efendi

Ve gazeteler

Ve yalan haberlerle zehirlenmiş kamu Devam edecekler zehirlerini, kinlerini bi- riktirmeye

Gelecek ilk büyük maden grevinde bo-

şaltmak için.

Bu akşam kadınlar maden ocağının ba-

şında bekleşe dursun

Tanrı bile görmüyor, tanrı bile

İkiyüzlülüğünü ve utancını bu oyunun.”*

13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa’nın Soma İlçesi’nde yaşanan madenci kat- liamının ardından 28 Ekim 2014’de Er- menek’de yeni bir katliama daha tanık olduk. Yüzlerce maden işçisi katledildi. Yüzlerce madencinin hayatı gelip durun- ca yürek kapımıza dikkat kesildik işçi kat- liamlarına. Joe Corrie şiirinden aktardı- ğım gibi, haftasına varmadan unutuldu Soma. Sonra Şırnak’tan ölüm haberle- ri aldık. Yine ocakta göçük vardı, grizu vardı. Kapıda ağıtlar, umutlu bekleyişler ve içerde birbirine sarılarak ölen işçi be- denleri.

Ermenek madencileri gelip oturdu göğ- süme. Zaman uzadıkça söndü içimde- ki sevinci, göğsümde kurumuş çiçekler ve kuş ölüleri. Canım çok yanıyor.

Yeni Çeltek’te maden ocağında, Kozlu maden ocağında ölen madencileri gör- düm.

Kömürleşmiş bedenleri ve yeraltındaki galerilerde yankılanan feryatları kaldı. Bir de Zonguldak limanındaki maden- ci anıtında yer alan yüzlerce madenci- nin isminin yer aldığı duvara, yeni isim- ler eklendi. Ve biz unuttuk onların ha- yatlarımıza dair öykülerini. Her gün madenlerde, göçük altında kalan ma- denci haberleri, gazetelerin arka sayfa- larında yer alıyor. Olağan şeyler gibi. Ha- yat akıp giderken bizim için, madenci ailelerinin yaşamında duruyor zaman.

Hep o anı düşünüyorlar o son anı, bizim asla bilemediğimiz o an…

Her gün, gün dönerken ya da yeni bir gün doğarken vardiya değişimlerinde yüzünü yatırıp pencerenin pervazına yol gözlüyor.

Ekmek ölümün ağzında. Her gün eşi, sevdiği erkeği, ölümün aç ağzından içeri giriyor ve bir avuç kömürden, ak ek- meği getiriyor sofraya.

Hergün hoşçakal demek, dualar etmek ardından, her gün bir soluk ses dökmek ardından.

“Hayırla dön.” “Hoşça kal…”

Sabah alaca şafakta seçilen gölgelerde aramak sevdiceğini, kapı çalındığında, ya da bahçe kapısından küçük kızın “anne babam döndü” sevinç çığlığı.

Yüreği hep seste, kapıda, yolda. Her gün böyle sürüyordu hayat.

Şimdi baretin duvarda asılı, mendilini yıkamadılar, ter kokan mendilin hasret kokusuna dönüşüyor.

Şimdi sefer tasın boş duruyor.

Çizmelerin çamurlu, elbiselerin kömür kokuyor. Duvarlarda asılı fotoğrafın. Gülümsüyorsun.

Çocukların ödevi yardımını bekliyor. Yüreği tökezlese de çocukların, hayat bilgisi dersinden pekiyi alıyorlar. Ekme- ğimiz sıcak değil ve özlem kokuyor, kö- mür kokuyor, öfke kokuyor. Vardiya otobüsleri sensiz. Çaylar soğuk, sigara- lar uçucuna ekleniyor, Kahvede oyun- lar sessiz, yerin boş. Arkadaşlık günle- riniz anlatılıyor iç çekerek vardiya yol- daşlarınca, acı tütünle bastırarak yürek sızısını. Aşağıya daha aşağıya, daha derine iniyor damar. Yeryüzünün kalbi- ne gömüldünüz. Kömür kara, siz yara- sınız hayatımızda. Yaramız hep kanar

Sen yoksun senin mezarın yok. Siz yoksunuz mezarınız yok.

Biz bir yeraltı mezarlarına ağlarız.

“Bağırsam neye yarar, nasılsa duymazlar.

Ben bir kömür ocağının onulmaz göçüğüyüm.

İçimde cesetler ve daha ölmemişler var.” **

*Joe Corrie

**Metin Altınok

İlgili Yazılar