Yazının sonunu baştan belirtelim, özü özetini ortaya koyalım. AKP iktidarına kafasına estiğinde perde kapattıran, oyunları yasaklatan, oyuncuları yasaklı ilan ettiren, sanat yapıtlarının ”içine kürten” güç bizden gelmektedir. Yani o gücü sanatçının örgütsüzlüğünden almaktadır.

Dergimiz sayfalarında defalarca tanık olmuşsunuzdur bu yazılara; dönem dönem kişiler üzerinden, dönem nem yaşanılan olaylar üzerinden, nem dönemse devlet-sanat ilişkisi, faşizm koşulların da sanat ve sanatın özgürlüğü konularında çok kereler yazdık, çizdik. Defaatle yinelememizin nedeni, sanat disiplinlerine topyekün saldırının ortadan kalkmak bir yana dursun artarak devam etmesidir.

Peki, iktidarlara sanatı yasaklatan güç kuvvet nedir? Biz bunu tartışmak istiyoruz. Geçenlerde Kral Abdullah’ın ölümü üzerine memlekette egemenler tarafından bir günlük milli yas ilan edildi ve bu yas şehir ve devlet tiyatrolarına perde kapattırdı. Pazar gününe denk gelen günü tiyatro için programlayan, aslında temel sanat ihtiyacını bir izin gününde tamamlamak isteyen halk bundan mahrum bırakıldı. Soruyoruz? Recep Tayyip Erdoğan, savaş koşullarında dahi kapatılmayan perdeleri kapattıran gücü nereden bulmaktadır?

Bunun en temel nedeni başta da belirttiğimiz gibi sanat icra edenlerin örgütsüzlüğüdür. Bu örgütsüzlüğün yarattığı tahribatlar ve sonuçlar kimi zaman perde kapatma olarak karşımıza çıkar, kimi zaman oyunların yasaklanması olarak karşımıza çıkar ve an gelir bir güreş hakemi şehir tiyatrolarının başına geçer. (Burada sorun bireyin reş hakemi olması değil, güreş hakemlerinin şehir tiyatrolarının başına geçebilecek kudrete(!) sahip olmasındadır) Eğer böyle giderse, Recep Tayyip Erdoğan bugün kral öldüğü için tiyatroları yasaklar, yarın amcası öldüğü için, öbür gün ninesi öldüğü için… Osmanlı’da oyun bitmez diye bir söz vardır. AKP iktidarında oyun bitmez. Önemli olan tarihin çağlayan akışında gür bir sesin kulağımıza söylediği gibi bu oyunlar karşısında teslim olmamaktır.

Kral Abdullah’ın ölümüyle ilan edilen milli yasın ardından perde kapatılmasını yalnızca birkaç tiyatro ve tiyatro sanatçısı teşhir ve mahkum etti. Onlar da zaten Tayyip Erdoğan’ın sevmediği, zararlı unsur olarak ilan ettikleriydi. Genco Erkal, Emre Kınay gibi tiyatro yönetmenleri o gün tiyatrolarını kapatmayıp, perdelerini açık tutmayı sürdürdü. Bunun adı cüretse eğer bu cüreti gösterebilmek için yalnızca devletle bağı olmayıp, zaten devlet tarafından da sakıncalı listelerine alınıp ödeneği kesilen tiyatro olmak şart mıdır? Bunun cevabı hayır olmalı.

Çıktığı bu yolda şehitler veren, bedeller ödeyen ve tüm bunları devrimci sanat mücadelesine mütevazı katkılar olarak gören bir tiyatro grubu olarak söylüyoruz ki sanatımızı özgürce icra edebilmemizin koşulu birlikte olmaktan, örgütlenmekten geçer. Örgütlenelim!