Ahmet Davutoğlu: “… Evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız.”

Türkiye Davutoğlu’nun açıklaması ile sarsıldı. Meğer sevgili Davutoğlu vatan sevgisi ile yanıp tutuşan evladını bile fedaya hazır bekliyormuş. “Biz gerekirse bu vatan için evlatlarımızı bile fedaya hazırız dedi” Davutoğlu Ahmet. Hepimizin yüreğine bir su serpti. Ama akıllara bir soru gelmeden edemedi. Bugüne kadar hangi evladınızı feda ettiniz? Evlattan da geçtik neyinizi feda ettiniz?

Feda nedir? Kim ne için kendini feda edebilir? Çok uzaklara gitmeye gerek yok. İşte Anadolu toprakları işte binlerce yıldır her türlü zulme karşı kendi bedenini siper eden insanlar. Kim bu insanlar diye baktığımızda ise her zaman ezilenler, yoksayılanlar. Feda nedenlerine bakıyoruz, ezenler kar hırsıyla yaşayan sömürü saltanatının efendileri. Onlar için feda aptallıktır ve kölelerin, yoksulların işidir. En büyük düşmanlarıdır kendi canından geçmiş insan. Başkasını kendinden daha fazla düşünenler en büyük düşmanlarıdır. O yüzden feda Davutoğlu gibilerinin sınıfına ait bir şey değildir. Feda kelimesini ağızlarına bile alamazlar.

Davutoğlu feda mı dedin? Feda… yoksa sana inananlar var mı? Başbakanımız yapar diyenler. Biz söyleyelim ‘YAPAMAZSIN’.. neden mi? Sen açlığın tadını bilmezsin, çünkü en güzel sofralar sana kurulur. Sen itilip kakılmanın, aşağılanmanın ne demek olduğunu bilmezsin, çünkü en pahalı kırmızı halılar senin ayaklarına serilir. Sen köyünde hastane olmadığı için sırtında çocuğunun cesedini taşımak zorunda kalmadın. Yahut çocuğunu ısıtamadığın, doyuramadığın için çocuklarının eline ısınmaları için kurutma makinesi verip diğer odada intihar etmek zorunda kalmadın. Ya da kurşunlanmadı bebelerin sokak ortasında. Sevdiklerin depremde göçük altında kalmadı. Oğlun maden ocağında bir avuç kömür olmadı. İşte bu yüzden bilmezsin, bilemezsin bir insan, bedenini neden silah yapar. Adalete susamak nedir bilmezsin..

Feda mı dedin? İşte feda bu yarattığın tablo sonunda ortaya çıkar. Ölen, aç kalan çocuklar ve hepsinin sonucunda yine payımıza düşen adaletsizlikler… Bir bakarsın bedenimizi silah yapmışız ve senin o çok sevdiğin canına kast etmişiz. Bu fedaya da hazır mısın sevgili Davutoğlu? Eğer hazır değil isen asıl buna hazırlan. Çünkü bu seninki gibi yalandan bir feda değil… Gerçek, tarih kadar gerçek bir feda.

Spartaküs kadar, Pir Sultan kadar, İbrahim Çuhadar kadar, Alişan kadar gerçek… Feda mı dedin? İşte yine akıllara biz geldik kusura bakma Davutoğlu… Feda yeri geldiğinde halkın hesap sorması. Feda senden ve senin gibilerden nefret edenlerin işi… Unutmayanların hesap soranların işi… Elbet bir gün hesabını vereceksiniz, zorunlu askerliklerle ölümlere gönderdiğiniz yoksul, emekçi Anadolu halkının acısının.

Feda mı dedin? Evet feda ettiğiniz şeyler de var bunu inkar etmemek gerekir. Vatan sevgisi, ar, namus, haysiyet… Bunları ne uğruna feda edersiniz? Para para para… Diyoruz ya hep… Siz Osmanlı soyundan gelirsiniz. Gerekirse kardeşinize o da yetmezse çoluğunuza, çocuğunuza kıyar geçersiniz. Paranın sıcaklığı ananın, yarin. kardeşin, dostun sıcaklığından daha yeğdir sizin gibi köleler için. Paranın kölelerisiniz. Bu yüzden bize maval anlatmayın bu halka maval anlatmayın. Bu halk için tırnağınızı kıpırdatmayacağınızı herkes iyi biliyor. Bu vatan için… Vatan sevgisi taşımazsınız.

Emperyalizm ve faşizme karşı yedi sene boyunca gün be gün eriyenlerden ayıracak kadar tanıyor sizi halk. Yahut cepheye götürdüğü cephaneyi yavrusundan daha iyi koruyan Şerife Ana’dan ayıracak kadar tanıyor. Tanımayanlar da tanıyacak. Dünya yanacak ama yine de tanıyacak. İşte o zaman kaçacak delik arayacaksınız. Gerisini sana Nazım söylesin;

Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
bir çığlık oldu ümid…
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır…

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin
zalim
ve kurnaz.
Ölüyor çarpışarak insanlarımız
— halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı —
ölüyor insanlarımız
— ne kadar çok —
sanki şarkılar ve bayraklarla
bir bayram günü nümayişe çıktılar
öyle genç
ve fütursuz…

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
biz unuttuk bağışlamayı…

Varılacak yere
kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp
koparılacaktır…

(Nazım Hikmet)