Suçum ne?.
-Çok fotoğraf çekmişsin!..
Yıllar önce, “Karanlık Oda, Sosyalizme Giden Yolu Aydınlatacak..” başlıklı bir yazı okumuştum Tavır’da.
“…Fotoğraf sanatının sınıfsal niteliğini gözardı edenler, burjuva ideolojisine denk düşen kaygılarla, anlaşılmaz görüntülerin elde edildiği, estetik kaygıların ön plana geçtiği, iletilmek istenen herhangi bir mesajı olmayan ürünler ortaya koymaktadırlar…” diyordu yazının bir yerinde.
Fotoğrafçılığa adım attığım zaman, bu yazıyı tekrar tekrar okudum. Bana yol gösteren, ufkumu açan bir yazı oldu. Fotoğraf sanatı, ülkemiz koşullarında çok daha büyük bir özveriyle üzerine düşülmesi gereken bir konu. Yıllar önce okuduğum yazıda da aynı şeylerden bahsediliyordu. Fotoğraf sanatını egemen
ŞUBAT 2015 | TAVIR | 30
30-32 fosem 2.indd 2 -(©4- 2/5/15 12:56 AM
#
anlayış olan burjuva beğeni ve dünya görüşünden kurtarmanın yolu, onu sınıfsal niteliğiyle değerlendirmekten geçer. Her gün yeni bir katliamın, direnişin yaşandığı, Gezi Halk Ayaklanmasında örneğini yaşadığımız milyonların onurlu direnişini, Soma’da, Ermenek’teki işçi katliamlarını, Kürdistan’daki devlet terörünü milyonlara anlatmak, tarihe not düşmek için, fotoğraf sanatını sınıfsal temelde değerlendirmek gerekir.
Fosem olarak bizim de temel aldığımız bakış açısı bu temelde şekilleniyor. Ülkemizde yaşanan direnişleri, baskıları, halkımızın çektiği acıları, zulmü, sevinçleri, grevleri, işgalleri en çıplak haliyle milyonların görmesini sağlamak… Bunu yaparken de estetik kaygılara kapılmadan, yaşanılanları olduğu gibi yansıtmak…
Halkların isyanını, direnişini katliamlarla bastırmaya, toplumsal muhalefetin yükseldiği dönemlerde,
daha da fazla baskı uygulayan, yeni baskı yasaları yayınlayan katliamcı devlet anlayışı, halkların onurlu direnişinin her zaman yanında olan biz fotoğraf ve sinema emekçilerine de aynı şekilde baskı uygulamaya, çalışmalarımızı yaptırmamaya, yaptıkları baskı ve zulmün günyüzüne çıkmasını engellemeye çalışmakta. Bunu, kimi zaman fotoğraf çekimi için gittiğimiz bir eylemde bize çıkarılan engellerle, kimi zaman çalışma yaptığımız kurumları basıp, ekipmanlarımıza el koyarak, çalarak, kullanılmaz hale getirerek, kimi zamansa evlerimizi basıp gözaltına alarak yapıyor. Bunları yaparken amaçlarının, bize baskı uygulayıp, fotoğrafçılığı sadece çiçek böcek çekmeye indirgememizi sağlamak olduğunu bilmekle birlikte, gerçekte olanın onların korkuları olduğunu da biliyoruz.
Bunun en son örneğini geçtiğimiz Aralık ayında Ankara’da evi basılarak gözaltına alınan Fosem üyesi bir arkadaşımızın gözaltında yaşadıklarını anlattığında gördük. Arkadaşımızın yaşadıklarını kısaca sizlerle paylaşıyoruz…
“…Ankara’nın aşina olduğu “Salı gözaltıları” nın bir yenisini daha yaşadık geçtiğimiz günlerde. An-kara-Tuzluçayır’da ailemle birlikte oturduğum ev, 9 Aralık Salı günü sabah 06:00 sıralarında, ellerinde otomatik silahlar bulunan yaklaşık 15 polis tarafından basıldı. Daha önceden de defalarca gözaltına alındığım için, ne yapacağımı ve ne yapabileceklerini biliyordum. Evde annem ve babamla birlikte toplam üç kişi kalıyoruz. Operasyonun gerekçesinin, 2012 yılında başlatılan bir soruşturma olduğunu, ellerinde-
ki gözaltı ve arama kararından öğreniyorum. Benimle birlikte başka arkadaşlar hakkında da yakalama kararı çıkarılmış. Toplamda 5 kişi gözaltına alındık o gün. Ankara’da çalışmalarımızı yürüttüğümüz, Tuz-luçayır’da bulunan İdilcan Kültür Merkezi ve Hüseyingazi’de bulunan Hüseyingazi Kültür Araştırma Derneği içinde arama kararı çıkarılmış. Arama kararlarına rağmen bu kurumlara yönelik herhangi bir baskın yaşanmadı. Gözaltından bırakıldığımızda öğrendiğimize göre, haklarında arama-baskın kararı olan bu kurumlara, bu kararlardan haberdar oldukları halde çok fazla insanın gelmesi ve kurumları sahiplenmesi olmuş. Amaçlarına ulaşamadıklarının en büyük göstergesi olan bu olay, bizi daha çok mutlu etti.
Polisler kibar görünmeye çalışıyorlar evde. Yaptıklarının göstermelik olduğunu, gerçekte kim olduklarını evdeki herkes ve aramaya şahit olmaları için sabahın o saatinde uyan-dırılarak evimize getirilen apartman sakinlerinden iki kişi de biliyor. Sabahın o saatinde onca polisle evimi basmaları da yaptıkları hukuksuzluğun en büyük kanıtı zaten.
Evin diğer bölümlerinde “aramalarını” bitirdikten sonra, benim odama girdiler. Fotoğrafçı olduğum ve Anadolu Üniversitesi’nin “Fotoğrafçılık ve Kameramanlık Bölümü” nde öğrenci olduğum için, odamda ağırlıklı olarak fotoğrafla ilgili kitaplar ve yayınlar var. Odamdaki arama sırasında Tavır Yayınları’ndan çıkan ve hakkında herhangi bir toplat-ma kararı olmayan “İdil” adlı kitaba, Boran Yayınları’ndan çıkan ve yine hakkında her hangi bir toplatma kararı olmayan “Mahir Yürekliler” adlı kitaba, farklı sayılardan oluşan 20 adet Tavır dergisine, üç adet başka kitaba, Hasan Selim Gönen’in ve Mahir Çayan’ın fotoğraflarına da el koydular. Kitaplar ve Tavır dergilerini almalarının hukuksuz olduğunu, keyfi olduğunu, sadece dosyayı şişirmek amaçlı olduğunu, hem ben hem ailem yüzlerine söyledik. Hasan Selim’in fotoğrafını gördüklerinde suratlarının şekli değişti. Hasan Selim ve Hasan Selim’ler her zaman korkuları olmaya devam edi-yor-edecek…
Evdeki arama yaklaşık 3,5 saat sürdü. Aramanın her anını ellerindeki kamera ile kaydettiler. Biz, halkın acılarını, direnişlerini, umutlarını, sevinçlerini kaydediyoruz kamera ile, onlarsa kendi hukuksuzluklarını, baskılarını, katliamlarını. Kamera kullananın eline göre onuru yada onursuzluğu temsil ediyor bir kez daha…
Evden çıkarılıp, sağlık kontrolünden sonra tek tek emniyete getiriliyo-ruz. Hiç bir yaptırımlarına uymuyoruz. TMŞ hücrelerini türkülerimizle, marşlarımızla, şiirlerimizle inletiyoruz. Halkın avukatları bizi hiç yalnız bırakmıyor. Hücrelere getirilmemizden yarım saat sonra ziyaretimize geliyorlar. Getirdikleri şeker ve suyla açlığımızı gideriyoruz. Neyle “suçlandığımızı” da onlarla yaptığımız görüşmede öğreniyoruz. Suçlarımız oldukça büyük!.. İbrahim Çuhadar’ın cenazesine ve anma yemeğine katılmak, Hasan Ferit Gedik için düzenlenen yürüyüşe katılmak, pikniğe, konsere gitmek, basın açık-

lamalarına katılmak, Soma katliamı ve Berkin için düzenlenen eylemlere katılmak, ODTÜ’deki ağaç katliamı ve yol inşaatını protesto etmek… Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Emniyetteki sorguda susma hakkımızı kullanıp, ifade vermedik. Savcılığa çıkarıldığımızda ise savıyla aramda şöyle bir diyalog geçti: -Mesleğin ne? -Fotoğraf sanatçısıyım. -Ankara – Tuzluçayır’da yapılan ve “Milyonlarca Hasan Ferit Gedik Olup, Bataklığı Kurutacağız!..” adlı yürüyüşte, kitlenin içinde-yanın-da-önünde elinizde fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekerken görülmüşsünüz. Bunu yaparken amacınız neydi, anlatır mısınız?..
– Mesleğimi sorduğunuzda da söyledim. Fotoğraf sanatçısıyım ben. O günde oraya bunun için gittim. Elimde fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekerken görülmüşüm işte. Kendiniz cevaplıyorsunuz soruyu. Fotoğraf çekmek suç mu?. Suç aleti olarakta fotoğraf makinelerimizi getirin o zaman…
-Evinde çok sayıda Tavır Dergisi bulunmuş. Bunun için ne diyeceksin?. -Evet. Tavır dergileri benim evim-deydi. Daha da çok vardı aslında ama o gün sadece 20 tanesi orday-dı. Tavır dergisi okumakta mı suç?.. Yasal olarak basımı ve dağıtımı yapılan, gazete bayileri ve kitabevlerin-de bulunan bir dergiye el koymak ve bunu suç unsuru olarak göstermek hangi hukuka sığıyor?..
Ayrıca siz sormadan ben söyleyim. İbrahim Çuhadar için yapılan etkinliklere katıldım. Kendisi benim arkadaşımdı. İbrahim’de ben de Alevi’yiz. Alevi geleneklerinde de üç, yedi, kırk ve yıl yemeği vardır. Biz geleneklerimizi uyguladık. Bundan sonra da uygulayacağız. Bunu suç olarak önümüze getirmekten vazgeçin artık!..”

Gözaltındaki diğer arkadaşlarıma da benzer sorular soruluyor. Onlardan aldıkları cevaplar da aynı. Hepimiz de meşruluğumuzu ve değerlerimizi savunuyoruz. Ben dahil üç arkadaş savcılıktan, diğer iki arkadaş ise tutuklanma istemiyle sevk edildikleri nöbetçi mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Mahkeme salonu ve adliye önünde dostlarımız, ailelerimiz karşıladı, sımsıkı kucakladı bizleri. Hep birlikte Karanfil Sokak’a gidip, bizim için kurdukları halaya katıldık, omuz omuza verdik dostlarımızla… Bizim için en güzel hediye de bu oldu…”
Arkadaşımızın anlatımları bu şekilde. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da halkın yanında olmaya, onların acılarına, sevinçlerine ortak olmaya, yaşanılan katliamları, direnişleri tarihe not düşmeye devam edeceğiz. Fotoğraf makinelerimiz, kameralarımız bir yüzü her zaman halka ve haklıya, diğer yüzü ise haksız ve yenilmeye mahkum olanlara dönük olacak.
Yazımızı, alıntı yaparak başladığımız “Karanlık Oda Sosyalizme Açılan Yolu Aydınlatacak!..” yazısından bir cümle ile bitirelim…
“…Fotoğraf sanatı, karanlık odanın karanlığından yayılan bir ışığa dönüşmelidir. Sömürüsüz topluma giden yolu aydınlatmalıdır…”

İlgili Yazılar