Kapitalizm akıl dışı bir sistem. Akıl alır gibi değil çünkü yer yuvarlağı üzerindeki her şeyi ama her şeyi kar uğruna yok ediyor.

Kapitalizm gerçek ve profesyonel bir hırsızdır. Çocuklarımızın geleceğini çalmak, emeğimizin ürününü çalmak, eğitimimizi çalmak, sağlığımızı çalmak gibi sayısız özellikleri var. Bunu bütün dünyada ustalıkla yapıyor. Yer yüzünün tüm güzelliklerini çalıyor. Çalmakla kalmıyor, yok ediyor.

Vahşi hayvan türü bırakmadılar doğada. Kimisini kürkü için, kimisini dişi için, kimisini derisi için… Vahşice, en canavarca yöntemlerle katlettiler. Adeta kökünü kuruttular hayvan türlerinin…

Doğal bitkileri yok ettiler. Pahalı olduğu için, karlı olmadığı için, denetimi dışında olduğu için doğal üretimi, doğal tohumu bitirip, kimyasallarla dolu, hormonlu tarım üretimini yaygınlaştırdılar. Bu nedenle birçok doğal bitki türü, tohum yok oldu ya da çok azaldı…

Doğayı yok ediyorlar… Dünyanın akciğerleri denilen yağmur ormanlarından tutalım, ülkemizdeki üçüncü köprü inşaatı güzergâhındaki ormanlara kadar, birçok ormanı haritadan siliyorlar. Milyarlarca ağacı yok ettiler…

Denizleri atık deposuna çeviriyorlar. Gölleri kurutuyorlar. Buzulları eritiyorlar. Atmosferi zehirli gazlarıyla delik deşik ediyorlar. Akarsulara kurdukları santraller ile vadileri yok ediyorlar…

Kapitalizm yüksek kar beklentisi ve doyumsuzluğu nedeniyle yer yuvarlağı üzerinde yaşama dair ne varsa bir bir yok ediyor.

İşte bu nedenle akıl dışı bir sistem. Tüm dünyayı, yaşamı yok ediyor…

Akıl dışı ama 116 yıldır fazladan yaşıyor. Çünkü kapitalizm emperyalist aşamaya geçtiği andan itibaren gericileşti ve çürümeye başladı. Bu noktada zorunlu uygunluk yasası bozuldu. Çünkü üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişimine engel oluyordu. Üretici güçlerin gelişimi durdurulamaz. Bu tarihsel bir yasadır. Bu nedenle üretici güçler gelişimlerini sağlayacak yeni bir üretim ilişkisini, yeni bir toplumsal düzeni zorunlu kılmaya başladı. İşte bu nedenle emperyalizmin yok olacağı süreç başladı.

Tüm gericiliğine rağmen, tüm insanlık dışılığına rağmen, tüm akıl dışılığına rağmen varlığını sürdürüyor kapitalizm. Çünkü ‘yabancılaşma’ gibi bir silaha sahip.

‘Marx, kapitalizmin iki sırrını çözdü’ diyor Lenin: Emek sömürüsü ve yabancılaşma.

Burada iki ayrı hırsızlık türü vardır. Elinin ürününü çalarak halkı aç bırakır, yani emeğini sömürür. Aklının ürününü çalarak halkı aptallaştırır, yani yabancılaştırır.

İnsan doğal hali ile yani ‘insan’ hali ile çok güçlü bir devdir. İnsan doğası gereği devrimcidir. Devrimci olduğu için var olanla hiç yetinmemiş, hep daha iyisini aramıştır. Hep şartlarını daha iyi yapmak için çalışmış, araştırmıştır. Daha hızlı, daha konforlu, daha sağlıklı, daha uzun ömürlü, daha bilgili olmak istemiştir. Doğa ile girdiği amansız savaştan zaferlerle çıkmıştır.

İnsan doğanın en korunmasız canlısıdır. Ne uçmak için kanatları, ne koşmak tırmanmak için güçlü bacakları, ne koparmak için pençeleri, ne öğütmek için sivri dişleri, ne soğuktan korunmak için kürkü, ne keskin gözleri, ne de çok güçlü koku alma duygusu vardır. İnsan bu zaafları nedeniyle ya yok olacaktı ya da bir çözüm bulacaktı.

Çözümü emek harcayarak ve adım adım beynini geliştirerek buldu. Ve yenilmez bir deve dönüştü. Okyanuslar aşan, dağları delen, sesten hızlı uçan, karada en hızlı hayvandan da hızlı giden bir dev. Yiyeceklerini pişirerek yumuşatan ve öğüten, elbiseler diken, evler yapan, fiziksel olarak tüm eksikliklerini bir bir gideren, akıl yürüten bir dev… Başlangıçta birkaç kilometre gidemezken, zamanla bırakın dünyayı dolaşmayı, gezegenler arası dolaşmaya başlayan bir dev… Doğa hakkında evren hakkında sürekli yeni bilgiler edinen, bilgisini sürekli geliştiren bir dev…

İşte bu özellikleri nedeniyle doğası gereği devrimcidir insan. Eski olanla yetinmez. Eskiyenin yerine mutlaka yeniyi arar ve bulur. Doğası gereği merak eder, sorgular, çözüm arar ve mutlaka bulur. Bu ‘insan’i olandır.

Kapitalizm, insanı kendisine yabancılaştırarak insan olmaktan çıkarmak, adeta bir ‘yaratığa’ çevirmek ister. Sorgulayamayan, değerlendiremeyen, anlayamayan, çözemeyen bir yaratık. Korkak, bencil, ahmak, bohem, emek harcamayan, merak etmeyen bir yaratık. Sorgusuz sualsiz biat eden, cehaletin kör karanlıklarına mahkum olmuş, güçsüz bir yaratık.

İnsanı böyle bir yaratığa çevirdiğinde tüm insanlık dışılığına, tüm akıl dışılığına rağmen varlığını sürdürecektir çünkü. ‘Normal’ insan kapitalizmin bu acayipliğini görüp onu çoktan ortadan kaldırırdı. Bu nedenle insanı kendisine yabancılaştırmak, emek sömürüsünün devam edebilmesi için bir zorunluluktu.

Kapitalizm insanı kendisine yabancılaştırmak için her yöntemi kullanır. Doğduğu andan itibaren ana – babanın çocuğa verdiği eğitimden, kreşe, ilkokula, ortaokula, liseye, üniversiteye kadar tüm eğitim sistemini, bilgisayar oyunlarından oyuncaklara kadar tüm oyunları, televizyonları, iş yeri kurallarını, kantinleri, eğlence yerlerini, otobüsleri… Bu yeni insanı, kendisine yabancılaşmış insanı oluşturmak için etkin bir şekilde kullanır.

Bilgiyi ters yüz ederek, yalanı gerçeğe, gerçeği yalana çevirerek, değersizleştirerek, yozlaştırarak, ahlaksızlaştırarak, köksüzleştirerek adım adım istediği insan tipini yaratır.

Her imkanı kullanır. Bunların en etkililerinden biri de kültür – sanattır. Kültür sanat ürünleriyle de bir eğitim verir. Bir şekillenme yaratır. Sanal bir dünya yaratır. Sinema filmleri, müzik, klipler, resimler, heykeller, şiirler, tiyatro oyunları… Hepsini bu yeni insan tipini yaratsınlar diye kullanır.

Diyebiliriz ki, kapitalizmin yönetmenlerden, oyunculardan, müzisyenlerden, senaristlerden, şairlerden, heykeltıraşlardan, ressamlardan oluşan yüz binlerce kişilik ordusu vardır.

Bu ordunun askerleri, son derece gönüllü bir şekilde yapmaktadır askerliklerini. Oysa büyük çoğunluğu farkında bile değildir ne yaptığının. Yaptığı sanatın neye, kime hizmet ettiğinin. Ama yine de gönüllü olarak yapar. Çünkü ona da bu öğretilmiştir. Doğrusu bu diye gösterilmiştir.

Sanat okullarında, atölyelerde, sergilerde, konserlerde, tiyatro salonlarında, kültür merkezlerinde hep aynı ‘doğrular’ öğretilir.

Bunun dışında, binlerce kültür sanat dergisi çıkartılır. Her ülkeye, her sanat dalına yüzlerce dergi düşer. Bu kültür sanat dergilerinin çok büyük çoğunluğunun CIA tarafından finanse edildiği belgeleriyle ispatlanmıştır. Sadece dergi de değil, CIA eliyle birçok sinema filminin çektirildiği, konserler düzenlendiği, başta ‘modernizm’ olmak üzere bir çok sanat akımının yayılmasının teşvik edildiği artık bir sır değil.

CIA kültür sanat dergilerini neden finanse eder? Sanat ürünleriyle ve sanat akımlarıyla neden bu kadar ilgilenir? Bunun için neden milyarlarca dolar harcar?

Çünkü bu sanat dergileri, CIA’nın yaratmak istediği sanatçı tipinin ideolojik temellerini atar. Onların istediği sanat akımlarını yüceltir, istemediklerini yerin dibine batırır. Sanat dergileri aracılığıyla sanatçıları kendine ait birer askere çevirir. Kendisinden olmayanı da kendisine biat etmesi için özendirir.

Kendi askerine çevirdiği sanatçıları eliyle de istediği içeriğe ait eserler ürettirir. Bu eserler sayesinde de insanlarda gerçeği ters yüz eder. Değersizleşmeyi, ahlaksızlaşmayı, çürümeyi yayar. Yani insanı kendisine yabancılaştırır.

CIA’nın desteklediği sanat ürünleri apolitikmiş gibi, suya sabuna dokunmuyormuş gibi görünür. Bununla birlikte insanın DNA’sını darmadağın ettiği için aslında son derece politik bir işlev taşır. Kapitalizmi güçlü ve muktedir kılmak gibi etkin bir rol üstlenmiştir sanat.

Kapitalizm, yabancılaşmanın önemini; bu yabancılaşmayı sağlamak için de sanatın önemini çok iyi kavramıştır. Sanat sadece bir haz alma, bir eğlenme biçimi değil, çok güçlü bir eğitim ve yeniden şekillendirme aracıdır.

Kapitalizm bunu büyük bir ordu ile yapıyor.

Bizim kapitalizmin yalanları karşısında henüz büyük bir ordumuz yok. Bununla birlikte dünyanın en güçlü sanat eserlerini yine de devrimci sanatçılar yaratmıştır. Çok güçlü bir damarımız ve tarihsel gücümüz vardır.

Onlar yalan bir dünyanın propagandası için sanatı kullanıyorsa, biz de gerçekleri halka göstermenin bir aracı olarak, halkı onurlu, erdemli kılmak, değerleri ile güçlü bağlar kurmasını sağlamak, güçlü, nitelikli, sorun çözen, birleşen, örgütlenen, çaresiz olmayan, geleceğini eline alan, dünyayı yeniden şekillendiren bir hale getirmek için kullanabiliriz. Yani insanın yeniden insan olması sürecinin etkili bir aracı haline getirebiliriz.

Sanatımızla bunu yapıyoruz. Gerçeklerin sanatını, halkın sanatını sadece biz yapmamalıyız. Halktan yana sanatçı sayısını her geçen gün büyütmeli, aydın ve sanatçılarımıza bu görevlerini sürekli hatırlatmalıyız.

İşte bu nedenlerle dergimiz çok ama çok büyük bir önem taşıyor. Ülkemizdeki tüm aydınlara ve sanatçılara ulaştırmak, sadece sanatçılarla da sınırlamayıp tüm halkımıza taşımak büyük bir önem taşıyor.

CIA’nın finanse ettiği binlerce sanat dergisi burjuva ideolojisini sanatçılara taşıyor. Bizim dergimiz ise proletarya ideolojisini, halk için sanat ideolojisini sanatçılara taşıyor.

Binlerce dergiye karşı savaşan bir dergi…

Buna bile tahammül edemiyorlar. Onların karşısında tek başımıza da olamayalım istiyorlar. Tek bir dergiyi bile ortadan kaldırmak için her şeyi yapıyorlar. Dağıtım bedellerini bilinçli olarak çok yüksek tutarak, bayilerde olmamızı engelliyorlar. Sansürlüyorlar. Yok sayıyorlar. Davalar açıyorlar. Yasaklamaya çalışıyorlar.

Çünkü tek bir dergi ile de birçok şey yapabiliriz. Çok güçlü bir ideolojiye sahibiz. Doğrularımız çok güçlü. Köklerimiz çok güçlü. Ustalarımızın açtığı yol çok güçlü. Onlardan aldığımız güçle, burjuvazinin etkisinden çıkararak yepyeni bir sanatçı tipi yaratabiliriz. Halkımızda sanata ve sanat ürünlerine karşı bir bakış açısı yaratabiliriz. Kapitalizmin oluşturduğu ‘sanatçılar ordusu’na darbeler vurabilir, oradan başka sanatçıları koparıp alabiliriz.

İşte bu nedenle onlar yok olmamızı istiyor, işte bu nedenle yaşamamız, büyümemiz, daha da çoğalmamız gerekiyor. Dergimizin girmediği hiç bir yer kalmamalı. Mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev, tüm halkımıza ulaştırabilmeliyiz.

Tiyatrolara, sinemalara, sanat kurumlarına, tüm sanatçılarımıza, sanat öğrencilerine ulaştırabilmeliyiz.

İşte bu nedenle CIA’nın ideolojik bombardımanına karşı varımız yoğumuz olan Tavır’ımızı çok daha büyük kitlelere taşımak hepimizin görevidir…

İlgili Yazılar